Türkiye, yarım asra yaklaşan bir terör parantezini kapatmaya en yakın olduğu bir döneme girmiştir. Bu bir temenni değil, sahadaki tabloyla, güvenlik raporlarıyla, sınır ötesi ve yurt içi operasyonların sonuçlarıyla sabit bir gerçektir. “Terörsüz Türkiye” artık bir hayal değil; bedeli ödenmiş, kanla, sabırla ve devlet aklıyla örülmüş bir hedefin adıdır. Bu sürecin en net, en tutarlı ve en tavizsiz siyasi taşıyıcısı ise tartışmasız biçimde Milliyetçi Hareket Partisi’dir. MHP, terörle mücadeleyi ne zamana ne zemine ne de oy hesabına göre eğip bükmüştür. Dün ne dediyse bugün de onu söylemektedir.
Ancak Türkiye bu noktaya gelirken, sadece terör örgütleriyle değil; terörün siyasal ve psikolojik aparatlarıyla da mücadele etmiştir. Bugün “Terörsüz Türkiye” ifadesinden rahatsız olanların, bu hedefi sulandırmaya çalışanların, süreci sabote etmeye hevesli çevrelerin ortak bir özelliği vardır: Umutsuzluk. Çünkü terör bittiğinde onların siyaseti de bitecektir. Terör bittiğinde ajitasyon çöker, mağduriyet dili anlamını yitirir, dış odaklara şikâyet kapıları kapanır. Terörsüz bir Türkiye, krizden beslenen muhalefetin kâbusudur.
Muhalefetin bir kısmı bu sürece açıktan karşı çıkamamaktadır; çünkü milletin vicdanı karşısında bunu savunacak yüzleri yoktur. Bu yüzden dolaylı yollar tercih edilir: “Süreç şeffaf değil”, “demokrasi zarar görüyor”, “güvenlikçi akıl hâkim” gibi klişe itirazlar devreye sokulur. Oysa mesele demokrasi değildir; mesele, devletin terörle mücadelede elinin güçlü olmasıdır. Çünkü bu ülkede demokrasi en çok, terörün gölgesinde ezilmiştir. Sandıklar yakılmış, öğretmenler öldürülmüş, çocuklar dağa kaçırılmıştır. Bunların hangisine muhalefet gerçekten yüksek sesle karşı çıkmıştır?
MHP’nin farkı tam da burada ortaya çıkar. Terörle mücadelede gri alan tanımaz. “Ama”lı cümleler kurmaz. “Şiddete karşıyız fakat…” diye başlayan bir siyaset dili üretmez. Terörist teröristtir; onunla arasına mesafe koymayan da siyasi olarak sorumludur. Bu netlik, bazı çevreleri rahatsız etmektedir. Çünkü netlik, maskeleri düşürür. Kimlerin bu ülkenin huzurundan yana, kimlerin kaosun devamından çıkar umduğunu açık eder.
Bugün muhalefetin önemli bir kısmı, terörle mücadelede gelinen noktayı küçümsemekte ya da yok saymaktadır. Güvenlik güçlerinin sahadaki başarısı görmezden gelinmekte, sınır ötesi operasyonlar sürekli sorgulanmakta, devletin kararlılığı “baskı” olarak etiketlenmektedir. Bu dil, masum bir eleştiri dili değildir. Bu, bilerek ya da bilmeyerek terörün ekmeğine yağ süren bir siyasal körlüktür. Devlet zayıflarsa, kim güçlenir sorusunun cevabını bu ülke çok acı tecrübelerle öğrenmiştir.
“Terörsüz Türkiye”ye itiraz edenlerin sunduğu alternatif nedir? Yoktur. Çünkü mesele çözüm üretmek değil, süreci tıkamaktır. Bugün Türkiye, terörle mücadelede tarihi bir eşiği aşarken; muhalefetin bir kısmı hâlâ 1990’ların ezberleriyle konuşmakta, hâlâ devletle arasına mesafe koymayı marifet saymaktadır. Oysa bu millet, artık kimin bu toprakların selameti için bedel ödediğini, kimin ise tribünlere oynadığını çok net görmektedir.
Terörsüz Türkiye bir parti projesi değil, bir devlet hedefidir. Buna karşı durmak, sadece MHP’ye ya da Cumhur İttifakı’na karşı durmak değildir; milletin huzuruna, çocukların geleceğine, şehitlerin emanetine karşı durmaktır. Bugün bu hedefle kavga edenler, aslında kendi siyasal tükenmişlikleriyle kavga etmektedir.
Ve tarih şunu defalarca göstermiştir: Türkiye kritik eşikleri aşarken, kenarda durup taş atanlar değil; taşın altına elini koyanlar hatırlanır. Terörsüz Türkiye’ye inananlar kazanacaktır. Umutsuz muhalifler ise, her zaman olduğu gibi, gürültüleriyle baş başa kalacaklardır.

YORUMLAR