Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Selin Meriç Ünal / Türkolog,Yazar
Selin Meriç Ünal / Türkolog,Yazar

Suskun Bir Ömrün Portresi.

Kitap Adı: Kürk Mantolu Madonna
Türü: Roman
Yazar: Sabahattin Ali
İlk Yayımlanma Yılı: 1943 (Hakikat Gazetesi’nde 1940’ta tefrika edilmiştir)
Yayınevi (güncel baskı): Yapı Kredi Yayınları Sayfa Sayısı: 168 )
Bölümler: Giriş – Defter – Berlin Günleri – Maria Puder -Mektuplar – Son
Konusu: Türkiye’den Berlin’e giden Raif Efendi’nin, Maria Puder adında bir kadına duyduğu derin aşkın ve bu aşkın ardından yaşadığı ruhsal dönüşümün hikâyesi.

Sıra dışı bir aşk hikayesidir “Kürk Mantolu Madonna”

Sabahattin Ali’nin kaleme aldığı bu roman, realizmin en başarılı örneklerinden biridir. Eser tüm zamanların en hüzünlü aşk öyküsü olmakla kalmaz, aynı zamanda, edebiyatımızın en başarılı psikolojik anlatılarından da birisidir.Yenilmiş, silik, içine kapanmış bir insan kişiliği üzerine yapılmış çözümlemeler, o kişiliğin ardındaki çok zengin bir duygu ve düşünce dünyasının tasviri, kullandığı dilin sadeliği ve güzelliği, eseri bugün de okunur, güncel kılan özelliklerdir.

Roman, anlatıcının Raif Efendi ile tanışmasıyla açılır. İşsiz bir döneminde Ankara’da yeni bir işe giren anlatıcı, birlikte çalıştığı Raif Efendi’nin sessizliğine, ağırbaşlılığına ve silik kişiliğine dikkat çeker. İlk bakışta bu adam, hayatın dışına itilmiş sıradan bir memur gibidir. Ancak bir tesadüf sonucu Raif Efendi hastalanınca, anlatıcı onun siyah kaplı defterini bulur. Bu defter, romanın esas öyküsünü oluşturur.

Defterde Raif Efendi, Berlin yıllarına geri döner. Türkiye’den Almanya’ya, ressamlık öğrenimi için gittiği dönemde, bir sanat galerisinde gördüğü tabloyla sarsılır: Kürk mantolu bir kadının portresi. Tabloyu yapan ressam ve model, Maria Puder adında gizemli bir kadındır. Raif Efendi bu tabloya açıklanamaz bir biçimde bağlanır; kadını bulduğunda ise,aralarındaki duygusal çekim yerini derin bir dostluğa bırakır.
Maria Puder, dönemin bağımsız, zeki ve özgür ruhlu bir Alman kadınıdır. Raif’in sessizliğinde kendine benzeyen bir
dinginlik bulur. İlişkileri tutkulu bir aşka dönüşürken, ikisi de kelimelere dökülemeyen bir ruhsal bağ kurarlar. Ancak bu mutluluk kısa sürer. Raif Türkiye’ye dönmek zorunda kalır;
Maria mektuplarla onu bekler ama bir gün sessizleşir. Yıllar sonra Raif, Maria’nın ölüm haberini alır.

Bu haberle birlikte hayatı tamamen söner.
Romanın sonunda anlatıcı, Raif Efendi’nin artık yaşamadığını öğrenir. Böylece defter, bir insanın iç dünyasının sessiz tanığı olarak kalır. Eserin merkezinde, görünmeyen insanların da derin hikâyeleri olabileceği fikri yer alır.

Sabahattin Ali,sıradan bir memurun kaleminden, insan ruhunun en karmaşık duygularını anlatır; aşk, güven, kırgınlık ve teslimiyet iç içe geçer.

Roman, en çok da söylenemeyenlerin acısını anlatır. Raif Efendi’nin suskunluğu bir zayıflık değil, derinliğin ve incinmişliğin sonucudur. O, sevilmeyi bilmiş ama bunu hayata taşıyamamış bir adamdır; duygularını sakladıkça kendinden de uzaklaşır. Maria Puder ise dönemin kalıplarına sığmayan, özgürlüğüyle var olmaya çalışan bir kadın olarak Raif’in iç dünyasını ilk kez görünür kılar. Raif, onunla birlikte ilk kez “fark edildiğini” hisseder; bu his kısa sürse de bütün bir ömrü belirleyecek kadar güçlüdür.

Sabahattin Ali, aşkı coşkulu bir mutluluk olarak değil; insanın kendini bir başkasında tanıması, sonra da onu sessizce kaybetmesi olarak ele alır.Bu yüzden romanın hüznü bağırmaz, fısıldar.

Edebi açıdan eser, sade diliyle güçlü bir psikolojik derinlik kurar. İç monologlar ve günlük tekniği, okuru Raif Efendi’nin yalnızlığına yaklaştırır; onun iç dünyasında dolaşırken kendi kırgınlıklarımızla da yüzleşiriz.

Kürk Mantolu Madonna, geç kalınmış duyguların, söylenememiş cümlelerin ve bir insanın tek bir aşka tutunarak bir ömür yaşamasının romanıdır.

Kitap bittiğinde geriye büyük bir olay değil, küçük ama ağır bir his kalır:

Keşke biraz daha cesur olsaydık, keşke bazı sevgileri zamanında söyleyebilseydik. Ve belki de en acısı, bazı insanların en çok sevdikleri haliyle hiç tanınmamış olmasıdır.Raif Efendi’nin suskunluğu, konuşacak bir şeyi olmamasından değil; söyleyeceklerini taşıyacak bir dünya bulamamasındandı.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER