Aile dediğimiz şey aslında hep hayatın merkezinde olmuş. Şöyle düşünelim eskiden hayat daha sadeydi. Bozkırda bir çadır, içinde bir aile. Herkes birbirine daha yakındı çünkü başka seçenek yoktu. Sohbet vardı, birlikte geçirilen zaman vardı. Bugün ise aynı evin içinde bile bazen birbirimizden uzağız. Çünkü araya ekranlar girdi.
Tarihe bakınca aslında aile hep değişmiş. Orhun Yazıtları zamanında bile bağlılık, aile, birlik önemliydi. Sonra İslamiyet geldi, aile yapısı biraz daha kurallı hale geldi. Osmanlı İmparatorluğu döneminde geniş aileler vardı; herkes bir aradaydı. Şimdi ise çekirdek ailedeyiz, hatta bazen o bile dağınık. Ama asıl değişim son yıllarda oldu.
Teknolojiyle birlikte. Telefon, tablet, sosyal medya…
Bunlar hayatımızın tam ortasında. Kabul edelim, faydası da çok. Uzakta olan biriyle saniyeler içinde konuşabiliyoruz. Bilgiye ulaşmak çok kolay. Ama işin bir de diğer tarafı var.
Aynı sofrada oturup herkesin telefona baktığı anlar çoğaldı. Eskiden “bugün nasılsın?” diye başlayan sohbetler vardı, şimdi “Wi-Fi çekiyor mu?” ile başlıyor. Bu küçük gibi görünen şeyler aslında aile içindeki bağı yavaş yavaş zayıflatıyor. Ama gerçekçi olalım: Teknolojiden tamamen uzak durmak mümkün değil. Zaten gerek de yok. Önemli olan onu nasıl kullandığımız. Çünkü mesele teknoloji değil aslında, denge.
Teknoloji hayatı kolaylaştırmalı, ilişkileri zorlaştırmamalı.
Aile dediğin şey de tam burada devreye giriyor. Birbirini gerçekten duyan, gören insanlar olabilmek.
Geçmişte insanlar mecburiyetten yakındı, bugün ise tercih meselesi.
Aynı evde olup uzak da olabiliriz, gerçekten yakın da.
Belki de kendimize ara sıra şunu sormak gerekiyor: “Ben şu an yanımdaki insanla mı ilgileniyorum, yoksa elimdeki ekranla mı?” Cevap, aileyi nasıl yaşadığımızı da belirliyor aslında.

YORUMLAR