İnsan bazen “affettim” der; oysa affettiği şey karşısındaki değil, kendi konuşma isteğidir. İçinde hâlâ sızlayan bir yer varken kapanış ilan eder. Çünkü susmak daha kolaydır. Çünkü yorulmak, yüzleşmekten daha az cesaret ister.
Affetmek, sanıldığı gibi bir iyilik değildir. Ne karşıdakine sunulan bir merhamet ne de büyüklük gösterisidir. Affetmek, insanın kendi içindeki hesaplaşmayı bitirebilmesidir. Yaşananı inkâr etmeden, ona tutunmaktan vazgeçebilmektir. Kırıldığını kabul edip o kırgınlıkla kimlik inşa etmemektir. Affeden insan hâlâ hatırlar; fakat hatıra artık onu yönetmez. Öfke yön tayin etmez, kırgınlık karaktere dönüşmez. Affetmek, geçmişi silmek değil; geçmişin bugünü zehirlemesine izin vermemektir.
Bu yüzden affetmek hafifliktir; ama yüzeysellik değildir. Aksine derin bir yüzleşmenin sonucudur. İnsan, kendine dürüst olmadan affedemez. “Canım yandı” demeden, “Kırıldım” demeden, “Beklediğim buydu ama olmadı” demeden gerçek bir bırakış gerçekleşmez. Affetmek, duyguyu inkâr ederek değil; duyguyu kabul ederek olur. Acının içinden geçmeden huzura varılmaz.
Vazgeçmek ise çoğu zaman affetmek kılığına girer. İnsan artık anlatacak gücü kalmadığında geri çekilir. İçindeki kırgınlık çözülmemiştir; sadece üstü örtülmüştür. “Affettim” der, ama aslında “Artık uğraşmayacağım” demektedir. Bu bir bitiştir; fakat bir arınma değildir. Vazgeçişte hâlâ hesap vardır, hâlâ içten içe süren bir mahkeme. Sadece duruşma ertelenmiştir.
Vazgeçen insan konuşmaz; ama unutmaz.
Sessizleşir; ama içindeki cümleler susmaz.
Mesafe koyar; ama içindeki mesafe kapanmaz.
Affetmek yükü bırakmaktır.
Vazgeçmek yükle yürümeye razı olmaktır.
İnsan çoğu zaman hafiflediğini sanır; oysa sadece konuşmamayı seçmiştir. Bastırılan duygu kaybolmaz, birikir. Bir gün başka bir cümlede, başka bir insanda, başka bir kırılmada yeniden ortaya çıkar. Çünkü çözülmeyen her şey, yer değiştirir ama yok olmaz. İnsan, affetmediği her şeyi yanında taşır; vazgeçtiğini sandığı her şeyin gölgesi ardında kalır.
Affetmek cesaret ister. Haklı kalmaktan vazgeçmeyi, incinmiş yanını sahiplenmeyi, “Evet, kırıldım” diyebilmeyi gerektirir. Vazgeçmek ise daha güvenlidir. Mesafe koyarsın, sessizleşirsin, kimseye hesap vermezsin. Ama içindeki düğüm olduğu yerde durur. İnsan bazen karşısındakinden değil, o düğümü çözmekten kaçar. Çünkü o düğüm çözüldüğünde geriye mazeret kalmaz.
Bu yüzden asıl soru şudur:
Ben gerçekten bıraktım mı, yoksa sadece yoruldum mu?
Çünkü affetmek iyileştirir.
Vazgeçmek sadece susturur.
Ve susturulan her şey bir gün daha ağır bir biçimde geri döner.
İnsan affetmediğiyle değil, affettiğini sandığı şeyle sınanır.
Ve en zor yük, vazgeçildiği hâlde hâlâ taşınandır.

YORUMLAR