Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Selin Meriç Ünal / Türkolog,Yazar
Selin Meriç Ünal / Türkolog,Yazar

Anadolu’da Sadakatin Kışa Terkedilişi : Yılkı Atı

Kitabın Adı: Yılkı Atı

Kitabın Yazarı:Abbas Sayar

Yayınevi:ötüken Yayınları

Yayınlandığı Yıl:1970

Sayfa Sayısı:120

Abbas Sayar’ın Yılkı Atı adlı romanı, Türk edebiyatında yalnızca bir hayvanın hikâyesini anlatan bir eser değil; insanın vicdanı, zamanı ve menfaatiyle kurduğu sert ilişkinin de aynasıdır. Yıllarca yayımlanamayan bu romanın 1 970’te okurla buluşması, edebiyatımız adına gecikmiş ama derin izler bırakan bir karşılaşma olmuştur. Çünkü Yılkı Atı, sessizlerin, terk edilenlerin ve “işi bitince gözden çıkarılanların” hikâyesini yalın ama sarsıcı bir dille anlatır.

Romanın merkezinde yer alan Dorukısrak, yalnızca güçlü ve hızlı bir yarış atı değildir; emeğin, sadakatin ve karşılıksız bağlılığın simgesidir. Gençliğinde kazandığı her yarışla İbrahim’in gururunu büyüten Dorukısrak, yaşlanmaya başladığında aynı eller tarafından dışlanır. Zamanın yıpratıcı yüzü, atın bedeni kadar insanın vicdanını da sınar. Ne var ki bu sınavdan başarıyla çıkan Dorukısrak olur; İbrahim ise hayalleriyle birlikte merhametini de kaybeder.

İbrahim’in zenginlik ve güç hırsı, roman boyunca insanın doymaz arzusunu temsil eder. At sürüleri, kervansaraylar, büyük hayaller… Gerçekleşmeyen her düş, İbrahim’i biraz daha sertleştirir ve bu sertlik en yakınına, kendisine yıllarca hizmet etmiş Dorukısrak’a yönelir. Atın yılkıya gönderilmesi, yalnızca bir hayvanın doğaya bırakılması değil; insanın işine yaramayanı gözden çıkarma alışkanlığının acı bir göstergesidir.

Dorukısrak’ın defalarca eve dönmesi, aslında umudun ve aidiyet duygusunun son çırpınışlarıdır. Kapısı açılmayan ahırlar, yüzüne kapanan kapılar gibidir. En acısı ise, bu kapıların bir yabancıya değil, sahibine ait olmasıdır. Dövülerek kovulmasıyla Dorukısrak, artık bir evi olmadığını anlar. işte romanın en derin kırılma noktası da burada başlar: Terk edilenin, özgürlüğü öğrenmek zorunda kalışı.

Çılkır ile kurulan dostluk, romanın karanlığına düşen kısa ama sıcak bir ışıktır. Yılkıya bırakılan atların bir araya gelişi, dayanışmanın ve doğaya tutunma çabasının sembolüdür. Ancak kış, Abbas Sayar’ın kaleminde yalnızca bir mevsim değil; açlığın, yalnızlığın ve ölümün adıdır. Kurt saldırıları ve bitkin düşen atlar, hayatın acımasızlığını gözler önüne sererken, insanın doğaya bıraktığı canlıları kaderleriyle baş başa bırakışını da sorgulatır.

Dorukısrak’ın açlık içinde köye inmesi ve Hıdır Emmi tarafından sahiplenilmesi, insanlığın hâlâ tamamen yok olmadığını fısıldar okura. Ne var ki bu şefkat, romanın genel acısını hafifletmeye yetmez. Çünkü Dorukısrak iyileşirken, geride bıraktığı dostu Çılkır çoktan hayata veda etmiştir. Abbas Sayar, bu kayıpla birlikte sadakatin bedelini sessizce hatırlatır.

Romanın finalinde İbrahim’in Dorukısrak’ı yeniden sahiplenme çabası, insanın çıkarcı yüzünü bir kez daha açığa çıkarır. Tay üzerinden kurulan umut, geçmişte yapılanların unutulabileceği yanılgısını taşır. Ancak Dorukısrak’ın tayıyla birlikte özgürlüğe koşması, romanın en güçlü sahnesidir. Bu kaçış, yalnızca bir atın kurtuluşu değil; onurun, hafızanın ve özgürlüğün zaferidir.

Yılkı Atı, Abbas Sayar’ın ustalıklı kalemiyle, insanın değer verdiklerini ne zaman ve nasıl yitirdiğini anlatan zamansız bir romandır. Dorukısrak üzerinden anlatılan bu hikâye, aslında hepimize yöneltilmiş sessiz bir sorudur: işimiz bitince kimleri yılkıya bırakıyoruz? Ve daha önemlisi: Bir gün kapımız çalındığında, o kapıyı gerçekten açabilecek miyiz? Yılkı Atı’nı okurken insanın içi durmadan sızlıyor. Dorukısrak’ta yalnızca yaşlanan bir atı değil, işi bitince gözden çıkarılan herkesi görüyorsun. Bir zamanlar kazandırdığı zaferlerle baş tacı edilen bir canlının, gücü tükenince kapı önüne konması insanın vicdanına ağır geliyor. Abbas Sayar bunu bağırmadan, süslemeden anlatıyor; belki de en çok bu yüzden etkiliyor. Dorukısrak’ın her geri dönüşünde umutlanıyor, her kovuluşunda biraz daha utanıyorsun. Roman bitince aklında tek bir soru kalıyor: insan, kendisine sadakatle bağlanan bir varlığı bu kadar kolay nasıl unutabiliyor?

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER