İnsan kendini inşa etmeden önce işgal etmeli.
Muhakkak eldeki tek askeri sürmeli cepheye. Eline de bir silah vermeli. Aynadan yapılma cepheleri delmeli ve nihayetinde kişi kendini yere sermeli. Bir fikrin şafağında ilan edilmeli zaferler ve bu seferler bu sefer bir seferliğine görmezden gelinmeli. Marşlar ve ritimler kulak ardı edilmeli, kulak verilmeli yalnızlığa.
“Annen görse sevinirdi başardığına”
Yazık olmalı nefse başarının seyircisi olmadığında ve kendi ruhunun salonunda tek başına oturana.
Oh olmalı şarkılar çalarken fonda, insan kendine en derin tebriklerini sunmalı.
Edebi bir giriş yapmak istedim bu hafta.
Bizim en büyük savaşımız, dışarıdaki düşmanlara karşı değil.
En kanlı çarpışma, kendi ruhumuzun salonunda, tribünler boşken oluyor.
Çocukluğumuzdan beri alkışa programlanmışız.
İlk adımımızı attığımızda, ilk kelimemizi söylediğimizde, ilk 100’ümüzü aldığımızda…
Herkes oradaydı. Anne, baba, teyze, komşu, öğretmen, Instagram, Twitter.
Zafer dediğimiz şey, aslında hep bir seyirci kalabalığıydı.
Sonra bir gün, büyüyorsun.
Ve gerçekten büyük bir şey başarıyorsun;
mesela kendi yalanlarından kurtuluyorsun,
mesela kimsenin görmediği bir yerde kendine karşı dürüst olmayı öğreniyorsun,
mesela “ben” dediğin o kaleyi içten fethediyorsun.
Tribünler boş.
Marş yok, flaş yok, gözyaşı yok.
Sadece sen ve kendi kalp atışın.
İşte o anda biri gelip kulağına usulca fısıldıyor:
“Annen görse sevinirdi.”
En acı cümle bu.
Çünkü o cümle, hâlâ bir seyirci aradığını hatırlatıyor sana.
En derin zaferinin bile, bir başkasının onayıyla tamamlanmasını istiyorsun hâlâ.
Ama metin orada duruyor ve diyor ki:
Yazık olmalı sana, eğer hâlâ alkış arıyorsan.
Ve oh olmalı, eğer o alkış gelmiyorsa.
Çünkü gerçek başarı, kimsenin görmediği yerde olur.
Gerçek zafer, bayrağı dikmeden yere çöktüğün andır.
Gerçek “oldum” dediğin an, kimsenin duymadığı andır.
Bugün birileri yine sosyal medyada “başardı” diye story atacak.
Birileri yine ödül töreninde ağlayacak.
Birileri yine “ailem gurur duyuyor” diyecek.
Ben hepsine saygı duyuyorum.
Ama asıl saygıyı, şu anda kendi yalnızlığında zaferini kutlamayı öğrenenlere borçluyuz.
Onlar alkışsız oturuyor ruhlarının salonunda.
Ve ilk kez gerçekten ayakta duruyorlar.
Belki bir gün biz de oraya varırız.
Kimsenin görmediği bir köşede,
kendi kendimize usulca:
“Oldun,” deriz.Ve o gün, annemizin bile haberi olmaz.
İyi ki olmaz.

YORUMLAR