İnsan hayatında bazı anlar vardır; bir kapı kapanır, bir yol biter ve geriye yalnızca hatıraların sessizliği kalır. O anlarda insanın içinden gelen en güçlü dürtü, geriye dönüp bakmaktır. Çünkü geçmiş, ne kadar acı vermiş olursa olsun, tanıdıktır; bildiğimiz bir sığınaktır. Ancak bazen insan bilir ki eğer arkasına dönerse, bütün gücü çözülecek, bütün direnci dağılacaktır. İşte o yüzden bazı insanlar arkalarına bakmaz. Çünkü bilirler: arkaya bakmak bazen yalnızca hatırlamak değil, yeniden yıkılmaktır.
Hayatın bize öğrettiği en zor derslerden biri vedalaşmayı öğrenmektir. Bir şehirden, bir insandan, bir hayalden ya da bir zamanlar kalbimize yuva kurmuş umutlardan ayrılmak kolay değildir. İnsan ayrılırken aslında sadece bulunduğu yerden uzaklaşmaz; aynı zamanda kendisinin eski bir versiyonunu da geride bırakır. O eski benlik; daha saf, daha umutlu ya da belki daha kırılgandır. Onu geride bırakmak, çoğu zaman bir parçanı geride bırakmak gibidir.
Bu yüzden bazı ayrılıklar sessiz olur. Büyük sözler söylenmez, dramatik vedalar edilmez. İnsan yalnızca yürür. İçinde bir şeylerin ağır ağır kırıldığını hissederek yürür. Her adımında geçmişten bir ses, bir görüntü, bir anı zihninde belirir. Bir kahkaha, bir konuşma, bir sokak köşesi, bir şarkı… Tüm bunlar insanın omzuna dokunur ve sanki “dön, bir kez daha bak” der. Fakat insan bazen bilir ki o bakış, gözlerinden düşecek ilk damlanın habercisi olacaktır.
İşte bu yüzden bazı insanlar arkalarına bakmazlar. Çünkü arkalarına baktıkları anda duvar gibi ördükleri dayanıklılık çökecektir. İnsan bazen güçlü olduğu için değil, yıkılmamak için güçlü görünmek zorundadır. Herkesin içinde kimseye göstermediği kırıklar vardır. Ve bazı kırıklar vardır ki, insan onları yalnızca ileriye yürüyerek taşıyabilir.
Geçmişe bakmamak, onu inkâr etmek değildir. Aksine, çoğu zaman geçmişin değerini en iyi bilenlerdir bakmamayı seçenler. Çünkü bilirler ki bazı hatıralar, uzaktan güzel kalır. Onlara tekrar dokunmak, onları tekrar yaşamak demektir. Ve insan bazı şeyleri ikinci kez yaşayacak kadar güçlü olmayabilir.
Hayatta ilerlemek çoğu zaman romantize edildiği kadar kolay değildir. İnsan yeni başlangıçlara doğru yürürken eski hikâyelerin gölgesini de beraberinde taşır. Bazen bir cümle, bazen bir koku, bazen bir müzik insanı yıllar öncesine götürebilir. O anlarda insanın içinden tekrar dönmek geçer. Ama aklı, kalbine sessizce hatırlatır: “Orada kalmak seni mutlu etmedi.”
Bu yüzden ileriye yürümek bir cesaret meselesidir. Çünkü ileriye yürüyen insan, henüz neyle karşılaşacağını bilmez. Gelecek belirsizdir. Ama yine de insan, geçmişin kesin acısı yerine geleceğin belirsiz umudunu seçer. Bu seçim, çoğu zaman sessiz ama çok derin bir karardır.
“Arkama bakarsam ağlardım, ben de bakmadım” cümlesi aslında bir kaçışın değil, bir direncin ifadesidir. Bu cümlede saklı olan şey kırılganlık değil; aksine büyük bir içsel mücadeledir. İnsan bazen ağlamamak için değil, yeniden başlayabilmek için arkasına bakmaz.
Çünkü bazı yollar vardır ki geriye dönüşü yoktur. Ve bazı insanlar vardır ki hayatlarının en zor kararlarını kimse görmeden verirler. Gülümseyerek yürürler ama içlerinde fırtınalar kopar. Kimse bilmez, kimse sormaz. Ama onlar yine de yürürler.
Belki de hayatın gerçek olgunluğu tam olarak burada başlar. İnsan geçmişiyle kavga etmeyi bırakıp onu sessizce arkasında bırakabildiğinde. Ne öfkeyle ne de pişmanlıkla… Sadece kabullenerek.
Ve bazen insan, hayatının en güçlü anını kimsenin fark etmediği bir anda yaşar:
Arkasına bakmadan yürüdüğü anda.

YORUMLAR