Yardım etmek çoğu zaman erdemli bir davranış olarak görülür. Zor durumda olan birine destek olmak, yükünü hafifletmek, yanında durmak insani bir değerdir. Fakat her yardım masum değildir. Bazen yardım, şefkatten çok ihtiyaç duyulma arzusundan beslenir. Kişi karşısındakini gerçekten güçlendirmekten çok, onun hayatında vazgeçilmez biri olmanın verdiği duygusal doyuma bağlanır. İşte burada yardım etmek, sessizce kurtarıcı rolüne dönüşür.
Kurtarıcı rolündeki insan dışarıdan çok fedakâr görünür. Herkese koşar, herkesin derdini dinler, sorunları çözer, krizlerde devreye girer. “Ben olmasam ne yapardı?” duygusu onun iç dünyasında merkezi bir yer tutar. Bu cümle bazen haklı bir gözleme dayanabilir; gerçekten de bazı insanlar çevresindekiler için çok şey yapar. Fakat mesele şudur: Kişi yardım ettiği insanın güçlenmesini mi istiyor, yoksa ona muhtaç kalmasını mı?
Olgun yardım, karşı tarafın kendi ayakları üzerinde durmasını ister. Kurtarıcı yardım ise bunu bilinçli olarak söylemese de karşı tarafın zayıf kalmasına ihtiyaç duyar. Çünkü karşı taraf güçlendikçe kurtarıcının rolü azalır. İhtiyaç duyulmadığında kişi boşluk, değersizlik ya da terk edilmişlik hissedebilir. Bu yüzden bazı insanlar farkında olmadan yardım ettikleri kişiyi güçlendirmez; onun yerine karar verir, onun adına düşünür, onun sorumluluğunu üstlenir ve sonra da “ben her şeyi yapıyorum” diye yorulur.
Bu rolün en sinsi tarafı, fedakârlık kılığına girmiş kontrol içermesidir. Kurtarıcı kişi “senin iyiliğin için” diyerek karşısındakinin hayatına fazlasıyla müdahale edebilir. Ne yapması gerektiğini söyler, yanlışlarını düzeltir, seçimlerini yönlendirir, hatta bazen onun adına hayatı taşır. Başta bu durum destek gibi görünür. Fakat zamanla ilişki eşitliğini kaybeder. Bir taraf bilen, çözen, taşıyan konuma geçer; diğer taraf ise eksik, yetersiz ve bağımlı hale gelir.
Üstelik kurtarıcı rolü sadece karşı tarafı değil, kurtarıcının kendisini de tüketir. Çünkü sürekli veren kişi bir noktadan sonra içeride öfke biriktirmeye başlar. “Ben senin için bu kadar yaptım” cümlesi çoğu zaman burada doğar. Yardım artık özgür bir destek değil, görünmez bir borç haline gelir. Kişi verdiğini açıkça istememiş olabilir; ama içten içe karşılık bekler: takdir, sadakat, minnet, vazgeçilmezlik. Bu karşılığı alamadığında da kırılır, küser, suçlar.
Burada acı gerçek şudur: Bazı insanlar yardım ettikleri kişiye değil, yardım eden kişi olma imajına bağlıdır. Kendilerini değerli hissetmenin yolu başkasının ihtiyacından geçer. Kendi hayatındaki boşlukla, yalnızlıkla ya da yetersizlik hissiyle yüzleşmek yerine başkasının krizine koşar. Çünkü başkasını kurtarmaya çalışmak, bazen kendi hayatına bakmaktan daha kolaydır.
Bu durum aile ilişkilerinde, romantik ilişkilerde ve arkadaşlıklarda sık görülür. Sürekli sorunlu partnerler seçen, hep “düzeltilecek” insanlara bağlanan, arkadaşlarının hayatını organize etmeye çalışan, ailesinde herkesin yükünü üstlenen kişiler çoğu zaman yalnızca iyi niyetli değildir. İyi niyet vardır, ama yeterli açıklama değildir. Altta ihtiyaç duyulma, terk edilmeme ve değerli hissetme arzusu da olabilir.
Sağlıklı yardımın ölçüsü şudur: Yardım ettiğim kişi zamanla güçleniyor mu, yoksa bana daha çok mu bağımlı hale geliyor? Ben destek verirken onun sorumluluğunu kendisine geri bırakabiliyor muyum? Yoksa onun hayatını taşıyarak kendi önemimi mi koruyorum?
Yardım etmek değerlidir; ama insanın kendini yok ederek, karşı tarafı çocuklaştırarak ve ilişkiyi borçlandırarak yaptığı yardım sağlıklı değildir. Gerçek destek, insanı kendine bağlamaz; kendi ayakları üzerinde durmasına yardım eder. Kurtarıcı rolünden çıkmak da buradan başlar: Herkesi kurtarmaya çalışmadan önce, insanın neden sürekli kurtarıcı olmak zorunda hissettiğini kendine dürüstçe sorması gerekir.

YORUMLAR