İnsan, dünyaya getirdiği bir cana yalnızca hayat vermez; ona dair bir hayal de kurar. O hayalin içinde iyilik vardır, umut vardır, gururla anlatılacak bir gelecek vardır. Bir anne ya da baba, çocuğuna bakarken yalnızca bugünü görmez; yarınını, hatta olmasını dilediği insanı da görür. Ve belki de en zor olan, o hayalin bir gün gerçekle çatışmasıdır.
Çünkü bazı gerçekler, inkâr edilmeden taşınamayacak kadar ağırdır.
Bir çocuğun içinde karanlık büyüdüğünü fark etmek, çoğu ebeveyn için kabul edilebilir bir düşünce değildir. O karanlık, önce küçük işaretlerle kendini belli eder; göz ardı edilen öfke patlamaları, açıklanamayan bir soğukluk, başkalarının acısına karşı duyarsızlık… Ama sevgi, çoğu zaman gerçeğin önüne geçer. İnsan, sevdiğine yakıştıramaz kötülüğü. “Geçer” der, “büyüyünce düzelir” der, “o aslında öyle biri değil” der.
Oysa bazı şeyler, kendiliğinden geçmez.
Bir ebeveynin kalbi, çocuğunu korumak için gerçeği eğip bükebilir. Çünkü kabul etmek, yalnızca çocuğun karanlığını görmek değil; aynı zamanda kendi çaresizliğiyle yüzleşmektir. “Nerede yanlış yaptım?” sorusu, en derin yaralardan biridir. Ve bu soru, çoğu zaman cevabından daha korkutucudur.
Ama inkâr, iyileştirmez. Görmezden gelmek, değiştirmez. Aksine, karanlığı daha görünmez ama daha güçlü kılar.
Bir insanın içinde zarar verme ihtimali büyüyorsa, bu yalnızca bireysel bir mesele değildir. Bu, hem o insanın hem de çevresindekilerin hayatını etkileyen bir gerçektir. Ve bu gerçekle yüzleşmek, sevgisizlik değil; belki de sevginin en zor, en olgun hâlidir. Çünkü gerçek sevgi, yalnızca korumak değil, gerektiğinde sınır koyabilmektir. Gerektiğinde yardım istemek, destek almak, hatta kabullenmek…
Kabullenmek, vazgeçmek değildir.
Bir ebeveyn için en büyük sınav, çocuğunu olduğu gibi görmekle başlar. Onu yalnızca olmak istediği kişi olarak değil, olduğu kişi olarak da kabul etmek… Bu kabul, acı vericidir. Ama aynı zamanda bir başlangıçtır. Çünkü ancak görülen bir yara tedavi edilebilir.
Sevgi, gözlerini kapatmak değildir. Sevgi, bazen en zor gerçeğe bile gözlerini açık tutabilmektir.
Ve belki de en büyük cesaret, “Benim çocuğum da yanlış yapabilir” diyebilmektir. Çünkü o cümle, bir son değil; geç kalınmamış bir başlangıcın ilk adımıdır.

YORUMLAR