Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
İlarya Atmaca / Yazar
İlarya Atmaca / Yazar

Çocukluğumun Söküklerini Dikebilir misin?

Bazı yaralar vardır, kabuk bağlamaz. Üstünden yıllar geçer, şehirler değişir, insanlar gider, yenileri gelir… ama insanın içindeki o küçük oda hiç değişmez. Tozlu bir sandık gibi durur kalbin bir köşesinde. Kapağını her açtığında aynı koku yayılır: biraz naftalin, biraz gözyaşı, biraz da yarım kalmış bir gülüş.

Çocukluğumun söküklerini dikebilir misin?

Bir diz kapağındaki yırtık gibi değil onlar. O zamanlar annem dizlerimi öper, üstüne renkli bir yara bandı yapıştırırdı; acı geçerdi. Şimdi içimdeki yırtıkların üzerine hangi renk yara bandını yapıştıracağımı bilmiyorum. Çünkü bazı sökükler kumaşta değil, insanın ruhunda açılır.

Bir bayram sabahını hatırlıyorum. Herkesin ayakkabısı kapının önünde pırıl pırıldı. Benimkiler biraz sıkıyordu ama ses etmemiştim. “Büyümüşsün” demişlerdi. Oysa ben büyümek istememiştim. Ayakkabılarım değil, içimdeki sevinç küçülmüştü sanki. İşte o gün bir yerim söküldü. Çocukluğun saf beklentisi, bir çift sıkı ayakkabının içinde ezildi.

Bir akşam sofrada kahkahalar yükselirken, ben masanın altına düşen kırıntıları izliyordum. Büyükler konuşuyordu; hayat, para, dert… Ben konuşmak istemiştim. Kimse duymamıştı. O an öğrendim: Bazı çocuklar sessiz büyür. İçine konuşa konuşa. İşte o gün bir dikiş daha attı hayat, ama ipliği inceydi; ilk çekişte koptu.

Biliyor musun, çocukken ağladığımda utanırdım. “Ağlama, güçlü ol” derlerdi. Güçlü olmak için gözyaşlarımı yastığa sakladım. O yastık şimdi nerededir bilmem, ama içimde hâlâ ıslak bir yer var. İnsan en çok, ağlayamadığı zaman yoruluyor.

Çocukluğumun söküklerini dikebilir misin?

Belki bir öğleden sonra, güneş perdelerin arasından sızarken… Elinde sabırlı bir iğne, kalın bir şefkat ipliğiyle. “Geç kaldın” demeden. “Abartıyorsun” demeden. Sadece dinleyerek. Çünkü bazı yaralar konuşuldukça iyileşir. Bazı sökükler, biri “Haklıydın” dediğinde kapanır.

Ben aslında oyuncaklarımı kaybettiğim için üzülmedim. Birlikte oynayacak güveni kaybettiğim için üzüldüm. Karanlıktan korktuğum gecelerde ışığı değil, elimi tutacak birini aradım. Ama öğrendim ki bazı korkular karanlıktan değil, yalnızlıktan yapılır.

Şimdi büyüdüm. Boyum uzadı, cümlelerim uzadı, susuşlarım uzadı. Ama içimde hâlâ diz kapağı kanayan bir çocuk var. Her düştüğünde etrafına bakıyor: “Beni gören var mı?” diye. Çoğu zaman kimse olmuyor. O da kendi kendine kalkmayı öğreniyor. Fakat bilmezler… Kendi kendine kalkmayı öğrenen çocuklar, büyüdüklerinde kimseye yük olmamayı da öğrenir. Ve en çok da bu yüzden, en ağır yükleri tek başına taşırlar.

Belki de sökükleri dikmek, geçmişi değiştirmek değildir. Belki de o küçük çocuğun yanına oturup, ona şunu fısıldamaktır:
“Suç senin değildi.”
“Yetersiz değildin.”
“Sevilmeye değerdiğin için fazla gelmedin kimseye.”

İnsan bazen annesinin dizine başını koymayı özlemez sadece; o dizde kendini güvende hissetmeyi özler. İnsan bazen eski evini özlemez; o evdeki eksiksiz halini özler.

Çocukluğumun söküklerini dikebilir misin?

Eğer dikemezsen, gel birlikte yamayalım. İz kalsın, sorun değil. Hatta kalsın ki unutmayalım: Biz o yırtıklardan sızan rüzgâra rağmen ayakta kaldık. O söküklerden içeri dolan soğuğa rağmen kalbimizi tamamen kapatmadık.

Belki de iyileşmek, söküklerin hiç olmamış gibi görünmesi değil… Onlarla yaşamayı öğrenmektir. Yırtık yerlerden içeri giren ışığı fark etmektir.

Ve bir gün, içimizdeki o çocuğun gözlerine bakıp şunu söyleyebilmektir:
“Artık yalnız değilsin. Seni duyuyorum.”

Eğer bunu yapabilirsek…
İnan, en derin sökük bile usulca kapanır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER