Son zamanlarda siz de bazı şeylere geç kaldığınızı düşündüğünüz oluyor mu? Oysa tam yaşınızda, olmanız gerektiği yerde durduğunuz hâlde sürekli bir koşuşturma içinde; hedeflediğiniz şeyleri başarırken bir şeylerin eksik olduğunu hissettiğiniz mutlaka olmuştur. Bunu düşünmek için her şeyi bir kenara bıraktığınız oldu mu peki? Sorun da tam olarak burada başlıyor.
Yarınlara o kadar odaklanıyoruz ki bugünü yaşayamıyoruz. Mutluluğumuzu, üzüntümüzü, sevinçlerimizi erteleye erteleye; duygularımızın derinliklerine inmeden, yüzeysel bir şekilde yaşayıp tekrar yoğun bir temponun içine giriyoruz. Bugün yokmuşçasına yarınlara odaklanıyor, yaşadığımız her şeyi hızla tüketiyoruz.
Bu acele hâlin kaynağı çoğu zaman bize ait değil. Zamanın ruhu hızlı; yavaşlamak neredeyse bir kusur gibi görülüyor. Sürekli meşgul olmak, üretkenlikle dolu olmak, değerli olmakla karıştırılıyor. İnsan, kendine bile yetişemeden yaşamaya çalışıyor. Hissetmek erteleniyor, durmak lüks sayılıyor.
Bazen insan neye, ne zaman kırıldığını fark edemez. Çünkü kendini ihmal etmek bir tercihten çıkıp bir alışkanlığa dönüşmüştür. Durup bakmak aklına gelmez; düşünmek için bir alan açmamıştır kendine. Zamanla kendi ihtiyaçlarından uzaklaşır, iç sesini duyamaz hale gelir. Böyle zamanlarda kırılmalar sessizdir; fark edilmez ama derinleşir.
Bazen de insan kırıldığını bilir. Ne olduğunu, nerede incindiğini az çok fark eder; ama yine de durmaz. Koşuşturmanın içinde kendini ihmal etmeyi sürdürür. “Sonra bakarım” diyerek erteler, umursamaz gibi yapar. Çünkü durmak, yüzleşmeyi gerektirir. Oysa hız, yüzleşmeden kaçmanın en kolay yoludur. Böylece fark edilen kırılmalar onarılmaz, sadece üstü örtülür.
Ancak ister fark edilmeden biriksin ister bilerek görmezden gelinsin, örtülen hiçbir şey kaybolmaz. Kırılmalar zamanla yığılır; insanın içinde bir ağırlık, bir yorgunluk hâline gelir. Sebebi tam olarak açıklanamayan tükenmişlikler, anlamsız gelen vazgeçişler ve geç gelen kopuşlar böyle doğar.
Belki de mesele hayata geç kalmak değil; insanın kendine karşı bu kadar aceleci olmasıdır. Çünkü kimse, kendini bu kadar uzun süre ihmal edip sağlam kalamaz. Hız, kırılmayı geciktirir ama derinleştirir. Görmezden gelinen her kırılma, fark edilmeyen her yorgunluk insanın içine çöker. Yine de hâlâ geç değildir.
İnsan, durduğu yerde değil; fark ettiği yerde başlar. Ve bazen hayatta yapılabilecek en cesur şey, biraz yavaşlayıp kendini ihmal etmeyi bırakmaktır.

Hızın erdem, durmanın kusur sayıldığı bir çağda; bu satırlar kendine karşı daha nazik olmayı hatırlatıyor. Geç kalmak hayata değil, kendimize karşı oluyor çoğu zaman.
Kalemine sağlık ⚘️
Güzel ve özenle yazılmış anlatılan hikaye hayattan alıntı ve örnek olmuş