Odanın en loş köşesinde, dizlerini karnına çekmiş, gözlerinde dünyayı sığdırabileceği bir merakla size bakan o küçük çocuğu hayal edin. Sizin çocukluğunuzu. Elinde belki kırık bir oyuncak, belki de sadece yarınlara dair bitmek bilmeyen hayalleri var. Sessizce ayağa kalkıyor ve şimdiki halinizin karşısına dikiliyor. Aradaki yılların yorgunluğunu, göz kenarlarınızdaki çizgileri ve omuzlarınızdaki yükü inceliyor.
İlk Karşılaşma: Hayranlık mı, Yabancılaşma mı?
O çocuk, muhtemelen sizin “her şeyi bilen yetişkin” olmanıza hayran kalırdı. Kendi başına kararlar alabilmeniz, istediğiniz saatte uyumanız ya da “yasak” meyvelere ulaşabilmeniz onun için birer süper güçtür. Ancak biraz daha yakından baktığında, o parıltılı hayallerin yerini alan “geçim dertlerini”, “sosyal onayları” ve “ertelenmiş gülüşleri” görünce duraksardı.
Belki de ilk sorusu şu olurdu: “Gözlerindeki o ışık nereye gitti?”
Hedeflerin Dönüşümü: İtfaiyecilikten Huzura
Çocukken dünyayı kurtarmayı, aya gitmeyi ya da devasa şatolar inşa etmeyi düşlerdik. Zaman, zımpara kağıdı gibi bu keskin köşeli hayalleri yonttu. Bugün çoğumuz için başarı; ay sonunu getirebilmek, huzurlu bir akşam yemeği yiyebilmek ya da sadece anlaşılabilmektir.
Dün: Alkışlar, zirveler ve büyük maceralar.
Bugün: İçsel bir sükunet, sadakat ve dürüst bir yaşam.
Bu bir yenilgi değil, evrimdir. Çocukluğunuz, sizin bu karmaşık dünyada hala ayakta kaldığınızı, düştüğünüzde dizlerinizin acısını unutup tekrar yürüdüğünüzü görseydi, muhtemelen sizinle gurur duyardı. Çünkü o, sadece “başarmayı” biliyordu; siz ise “direnmeyi” öğrendiniz.
Hayal Kırıklığı mı, Olgunluk mu?
Eğer o çocuk hayal kırıklığına uğrarsa, bu muhtemelen bir banka hesabının yetersizliğinden değil, kendinize ayırmadığınız vakitlerden dolayı olurdu. Ona verdiğiniz sözleri “asla büyümeyeceğim, hep resim yapacağım, her zaman dürüst olacağım” tutamadığınız anları hatırlatırdı size.
Ancak şu bir gerçek ki; o küçük çocuk sizin hala içinizde bir yerde yaşıyor. Sadece saklambaç oynuyor ve bulunmayı bekliyor. Şimdiki haliniz, onun hayalindeki “kahraman” olmayabilir ama onun sığınağı sizsiniz.
“Bizler, çocukluk hayallerinin mezarları üzerinde yükselen binalar değil; o hayalleri gerçekliğin toprağıyla besleyip büyüten koca birer çınarıyız.”

YORUMLAR