Kalp, çoğu zaman göğsümüzde taşıdığımız bir organ sanılır. Oysa bazı kalpler vardır ki yerleşik değildir; bir şehirden diğerine, bir insandan başka bir insana göç eder durur. Ve insan, kalbinin nerede attığını en çok sustuğu anlarda fark eder. Gürültünün içinde değil, tam tersine sessizliğin ortasında… Bir ismin yankısında, bir sokağın kokusunda, bir şehrin akşam ışığında.
Belki de senin kalbin, hiç yaşamadığın bir anıya aittir. Ya da yarım kalmış bir vedanın içinde sıkışıp kalmıştır. Bazen birinin gözlerinde bırakmışsındır onu, fark etmeden. Giderken dönüp bakmadığın bir anda, kalbin çoktan orada kalmıştır da sen hâlâ taşıdığını sanırsın.
İnsan bunu seçmez. Kimse “kalbim artık burada atmasın” diyerek bir sabah uyanmaz. Bu, iradeden bağımsız bir sürükleniştir. Bir nehir gibi, seni de alır götürür. Direnmek istersin, kıyıya tutunmak… Ama akıntı güçlüdür. Çünkü o his, mantığın değil, varlığının derinliklerinden gelir.
Koparmak istersin. Kendini ikna etmeye çalışırsın: “Geçti,” dersin, “bitti.” Ama bazı şeyler bittiği halde geçmez. Bir şehirden ayrılırsın ama o şehir senden ayrılmaz. Bir insanı geride bırakırsın ama o, içinde yürümeye devam eder. Ve zaman, sandığın kadar merhametli değildir; unutturmaz, sadece üstünü örter. Ta ki bir gün, hiç ummadığın bir anda o örtü aralanana kadar…
En korkutucu olan ise şudur: Bu hisle yaşlanmak. Yıllar geçtikçe alışacağını sanırsın ama bazı duygular alışılmaz, sadece daha sessiz yaşanır. İçinde bir yerlerde hep aynı sızıyla varlığını sürdürür. İnsan yaş alır, değişir, dönüşür ama kalbinin ait olduğu yer değişmez. Ve belki de en büyük korku, o yere bir daha asla dönemeyeceğini bilmektir.
Çünkü bazı kalpler geri dönmez. Bazı kalpler sadece hatırlamak için atar.
Ve sen, bir gün aynaya baktığında şunu fark edersin: Gözlerinin içinde bir şehir var. Sokakları sessiz, ışıkları loş… Ve bir yerde, hâlâ orada kalan kalbinin yankısı duyuluyor.
İşte o zaman anlarsın.
insan bazen kendi içinde bile misafirdir.

YORUMLAR