Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Alperen Varol / Halk Bilimci,Yazar
Alperen Varol / Halk Bilimci,Yazar

Kubbede Hangi Sadâ Kaldı?

-Vefa Testinden Geçemeyen Milletin Gönlünde İz Bırakamaz- 

 

Bazı insanlar yalnızca bir makama gelmez, bir beklentinin içine gelir. İsimleri anıldığında kimileri umutlanır, kimileri temkinle bekler, kimileri kenara çekilip izler. Daha ilk günden onlara bir anlam yüklenir, insanlar kendi hayallerini, kendi hassasiyetlerini o yeni başlangıcın içine yerleştirir. 

Bir makama gelen kişi yalnızca kendi iradesiyle gelmez ardında dualar, beklentiler ve sessiz umutlar taşır. Ona duyulan güven çoğu zaman söylenmeyen bir emanettir, mesele o emaneti hakkıyla taşıyabilmektir. 

Emanetler hafif bir yük değildirler, yalnız omuzlarda taşınmaz aynı zamanda yüreklerde de taşınır. İnsan bazen alkışın, koltuğun, makamın sıcaklığına aldanır ama üzerine aldığı emaneti bunlarla değil, adaletle ve sorumluluklarla korunur. Kimi zaman en büyük sınav, ona güvenen insanların umutlarını kırmamaktır. Zira insan ona inanan insanları mutlu ettiğinde sınavını geçebilir, emaneti hakkıyla taşıyabilir diye düşünüyorum. 

Zaman ilerledikçe alkışlar azalır, beklentiler yükselir. Mesele bir yere gelmek değil, geldiğiniz yerde nasıl durduğunuzdur. İnsan bulunduğu makamda yalnız kendisini değil, onu oraya getirenleri ve ondan umutlu olanları da temsil eder. 

Siyaset yalnızca icraat değildir aynı zamanda bir temsil sanatıdır. İnsanlar yapılan işlerden önce, o işlerin içinde nerede durduklarına ve temsil edilip edilmediklerine bakar. Bazen bir cümle, bazen bir sessizlik, en büyük projeden daha belirleyici olur. Koltuk insanı büyütmez, insan duruşuyla koltuğu büyütür ya da küçültür. 

Temsil edilmediğini hisseden toplum, önce susar, sonra geri çekilir. En tehlikelisi de budur, yüksek sesli itiraz değil, sessiz vazgeçiştir. Bir toplumun en kırılgan anı, kendini dışarıda hissetmeye başladığı, güvendiği insana umudunun kırıldığı andır. 

Ne zaman ki umut bağlayanlar hayal kırıklığına uğrar, ilk eksilen şey destek değil güvendir. Ardından şu soru gelir. 

“Biz mi fazla anlam yükledik, yoksa o mu yüklenen anlamı taşıyamadı?” 

Bu soru aslında bir sitem değil, bir iç muhasebedir. İnsan umut ederken ölçü koymaz çünkü umut hesapla kurulmaz ve çıkarcı değildir. Fakat hayal kırıklığı geldiğinde herkes kendi hissesine düşeni kendi içinde muhasebe eder. Kimi beklentisini sorgular, kimi verilen sözleri uzun ve derin bir şekilde ve kırık bir sûkutla sorgular. O an anlaşılan şudur. Yüklenen anlam, yüklendiğin kişide taşınmadığında, sadece bir isim değil, bir umut ve bir güven de yere düşer. 

Güven sarsıldığında geriye kırık hatıralar kalır. İnsan görev süresiyle değil, sonrasında nasıl anıldığıyla hatırlanır. Güç ve makamlar geçicidir, kalıcı olan insanların zihninde ve kalbinde bırakılan izdir. 

Toplum sandığımızdan daha güçlü bir hafızaya sahiptir. Kimin yanında durulduğunu, kime mesafe konulduğunu, kime umut verilip kimin görmezden gelindiğini asla unutmaz. Zaman, en adil hakemdir. O gün alkışlananla bugün hatırlanan her zaman aynı kişi olmayabilir. Toplum yüksek sesle hüküm vermez, usul usul karar oluşturur. Bir bakarsınız yıllar sonra bir isim anıldığında yüzler ya aydınlanır ya da sessizce yön değiştirir. İşte gerçek not o an orada ki toplumun vicdanında verilir. 

Yetki varken insan kendini anlatır, kendini tabiri caizse bir boy aynasına çıkarır ama yetki bittiğinde, makam koltuğundan kalkındığında ise artık halk onu anlatır. 

Siyasetin en zor tarafı budur. Yetkiyle hükmetmek mümkündür, gönüllerde yer tutmak ise adalet ve emek ister.  

Yöneticilik makamla, liderlik ise güvenle başlar. Yetki imza attırır ama gönül bağlılığı fedakârlık, azim ve hizmet uğrunda çalışmak ister. Ona güvenen insanlara sırt çevirerek, karşı taraflara yaranarak bir düzen kurulabilir belki ama gönül bağı kurulamaz. Güç ve makam geçicidir, vakar kalıcıdır ve vakarı olmayanın duruşu ve makamı ilk rüzgârda savrulur belki de yıkılır. 

Gün gelir her makam el değiştirir, her isim sahneden çekilir ancak herkes aynı şekilde hatırlanmaz. 

Kubbede hoş bir sada bırakmak herkese nasip olmaz. O sada, kırılmamış umutların içinden yükselir. 

Zaman herkes için bir elekten ibarettir. Makamlar, sıfatlar, kalabalıklar o elekten geçerler ve geriye yalnızca niyetleri, yaptıkları ve izleri kalır. İnsan en çok arkasından konuşulurken gerçek kimliğine kavuşur. Eğer geride kırgınlık değil dua bırakmışsa, işte o zaman sesi kubbede yankı bulur. Eğer kırgınlık ve ona destek olanlardan kötü sözler yükseliyorsa bırakın kubbede sadasını, milletin hafızasında ve vicdanında, gönüllerde tek bir çakıl taşı dahi kadar yer bulamaz. 

İnsan ercesine yaşam sürer, desteğini aldığı kişileri küstürmez ve farklı taraflara şirin gözükmeye çalışmazsa belki kubbede hoş bir sada bırakabilir. 

YORUMLAR

Bir adet yorum var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER