Ankara Kitap Fuarı, bu hafta bir kez daha kapılarını açtı. Normal şartlarda bir kitapsever ve yazar için heyecanla beklenen o takvim yaprağı, benim için artık ne yazık ki bir kaçış planına dönüştü. Eskiden stantlar arasında kaybolduğum, yeni çıkan eserleri heyecanla incelediğim bu organizasyona, son birkaç yıldır ayaklarım geri geri gidiyor. Sorun sadece zaman darlığı ya da kitaplara olan ilginin azalması değil, sorun, başkent okurunun maruz bırakıldığı o kültürel eziyetin bir parçası olmayı artık reddetmemdir. Metrodan indikten sonra bitmek bilmeyen yollar, kapıda karşılayan bilet kuyrukları ve içeri girdiğiniz an sizi boğan o dar mekânlar, bir kültür etkinliğinden ziyade bir kaosun habercisi gibi oluyor. Bir okur ve yazar olarak kendimi değerli hissetmediğim, kitabın huzurundan çok kalabalığın gürültüsüne boğulduğum bu düzene bir şans daha vermek, maalesef giderek imkânsızlaşıyor.
Ankara, okuma kültürü ve entelektüel birikimiyle her zaman Türkiye’nin merkezi şehirlerinden oldu. Son dönemde ise bu birikimi halkla buluşturan organizasyonların fiziksel şartları, artık bu kentin ruhuna dar gelmeye başladı. Bir kitap şöleni olması beklenen fuarlar, ne yazık ki ulaşım çilesi, otopark kaosu ve mekân yetersizliğiyle birer sabır testine dönüşmüş durumdadır. Mevcut alanların kapasitesi, Ankara’nın devasa okur kitlesini artık taşıyamıyor.
Mesele sadece bir kitaba, yazarlara ulaşmak değil de aynı kültürel iklimi soluyabilmek ama ne yazık ki mevcut fuar şartlarından dolayı bu pek mümkün olamıyor. Bugün bir fuara gitmeye niyetlenen okur, daha kapıda lokasyonun kurbanı oluyor. Metro durağından indikten sonra kat edilen o yorucu yürüyüş yolu, havalandırması yetersiz, dar ve basık koridorlar, binlerce insanın aynı dar alana hapsedilmesi, kitaba, yazarlara ve diğer okurlara dair olan hevesi daha içeri girmeden kırıyor. Ankara gibi bir başkentte, okuru bu fiziksel imkânsızlıklara ve lokasyon körlüğüne mahkûm etmek artık sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır. Şehrin merkezindeki bu mekân dar boğazı, Ankara’nın kültürel hafızasını nefessiz bırakıyor.
Kültürel bir etkinliğe katılımın önündeki engeller sadece fiziksel mekânla sınırlı kalmıyorlar, ekonomik ve organizasyonel bariyerler de okuru organizasyonların kapısından geri çeviriyor. Yıllar önce sembolik bir bedelle, 5 TL gibi rakamlarla başlayan giriş ücretlerinin bugün 50 TL bandına dayanmış olması, fuarın herkese açık bir kültür şöleni olma iddiasını zedeliyor. Kitap alabilmek için zaten kısıtlı bir bütçe ayıran dar gelirlinin, ailelerin daha içeri girmeden bu bedeli ödemek zorunda kalması, okuru biraz zorluyor diye düşünüyorum.
Üstelik bu ekonomik yük, fuar içindeki etiket fiyatlarıyla da hafiflemiyor. İnternet satış sitelerinin sunduğu devasa indirimler ve kapıya kadar gelen kargo kolaylığı karşısında, fuardaki fiyatların kimi zaman daha yüksek kalması, okuru “Neden buradayım?” sorusuyla baş başa bırakıyor. Yol masrafı ve giriş ücreti de eklendiğinde, fuardan kitap almak artık ekonomik bir avantaj olmaktan çıkıp bir lüks haline geliyor.
Sorunlar sadece maddiyatla da bitmiyor, organizasyonun içeriği de ciddi bir kan kaybı yaşıyor. Fuarın yazar portföyünün daralması, sürekli benzer isimlerin etrafında dönen bir imza günü döngüsüne girilmesi, o eski zengin yazar-okur buluşmalarını aratıyor. Hafta içi okul gruplarının kontrolsüz yoğunluğu, hafta sonu ise iğne atsan yere düşmeyecek o mahşer kalabalığı ve dinmeyen gürültü, fuarı bir kültür alışverişinden çok bir kaos ortamına sürüklüyor. Ankara okuru, ödediği ücretin ve harcadığı vaktin karşılığında nitelikli bir içerik, huzurlu bir ortam ve gerçek bir indirim beklerken maalesef elinde yorgunluk ve hayal kırıklığıyla evine dönüyor.
Peki, Ankara bu kültürel dar boğazdan nasıl çıkacak? Çözüm aslında şehrin ana damarlarında, yani raylı sistem ağında gizli. Ankara halkının acil ihtiyacı olan şey, şehrin kilometrelerce dışında, henüz metrosu bile olmayan hayali dev projeler değil,mevcut ulaşım ağının tam kalbinde yer alan, erişilebilir modern açık ve kapalı fuar alanlarıdır. Bugün bir okur için en büyük lüks, metrodan veya banliyöden (Başkentray) indiği an, hiç trafiğe girmeden ve kilometrelerce yürümeden saniyeler içinde kitabına dokunabilmektir.
Bu noktada en büyük sorumluluk Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne düşmektedir. Şehrin batı aksında, Eryaman YHT Garı ve Etimesgut gibi hem yerel metronun hem de şehirler arası trenin kesiştiği noktalar veya AKM Millet Bahçesi gibi tüm metro hatlarının düğüm noktası olan merkezler, gerçek birer “Kültür Vadisi”ne dönüştürülebilir. Özellikle akademik altyapısı güçlü olan Ankara için bu alanlar sadece kitap satılan mekânlar değil, halk biliminden geleneksel sanatlara kadar pek çok değerin yaşayan atölyelerle hayat bulduğu, 365 gün nefes alan yerleşkeler olmalıdır.
Ankara okuru otopark kuyruklarını, dar koridorları ve ulaşım çilesini değil, ferah, ekonomik ve raylı sistemin kapısında bir kültür başkentini fazlasıyla hak ediyor. Akyurt gibi uzak hedeflerin belirsiz takvimine mahkûm olmak yerine, şehrin içindeki bu potansiyeli harekete geçirmek Ankara’nın kültürel hafızasını yeniden canlandıracaktır. Çünkü gerçek bir başkent, okurunu, Ankara’da kültürel aktiviteler yapmak isteyen insanları yoran değil, onu kitabıyla, hayatıyla, sanatıyla, en kısa yoldan buluşturan şehir olmalıdır.
Ankara’nın ihtiyacı olan şey sadece betondan bir fuar merkezi değil, bu kadim kentin akademik birikimini, genç enerjisini ve kültürel mirasını kucaklayacak bir yaşam ve kültür merkezi, tabiri caizse kültür anayasasıdır. Kitap fuarlarının birer ticari panayır havasından kurtulup, herkesin (asgari ücretlinin de, emeklinin de, öğrencinin de) kapısından içeri girerken kendini değerli hissettiği alanlara dönüşmesi bir lüks değil, zorunluluktur.
Belediye öncülüğünde atılacak bu adım, sadece bir ulaşım veya inşaat projesi olmayacaktır aynı zamanda Ankara’nın “memur şehri” etiketini tamamen söküp atacak, burayı gerçek bir bilgi ve sanat vahası yapacak bir iradedir. Metrodan inip birkaç adımda dünya edebiyatına, halk biliminin derinliklerine veya geleneksel sanatlarımızın inceliğine ulaşabildiğimiz gün, Ankara gerçek kimliğine kavuşmuş olacaktır. Ankara, bu büyük potansiyeli görmezden gelmeye devam mı edecek, yoksa okuruna ve sanatına hak ettiği o konforlu alanı sunarak Türkiye’ye model mi olacak? Ankara halkı bekliyor, çünkü bu şehir yorulmayı değil, kültürle nefes almayı hak ediyor.

✔️💯🎯👏🏻👏🏻👏🏻