Kader mi?
Kariyer mi?
Kültürümüz gereği atasözlerine büyük bir güven duyar, yer yer onları merkeze alarak yolumuzu şekillendiririz. Son dönemde üzerinde en çok düşündüğüm husus ise “ağızdan çıkan söz sihirdir” ifadesinin, kurduğumuz cümleleri dikkatle seçmemiz gerektiğini hatırlatan güçlü bir öngörü olmasıdır.
Yola çıkarken “yapabilir miyim?” yerine “yapacağım”, “bu benim şansım mı?” yerine “bu benim seçimim” gibi enerjisi yüksek cümleler kurmak, kontrolün bizde olduğu hissini gerçekten güçlendirir mi?
Sorular içinde boğulmadan asıl soruyu öne çıkararak düşünmeye başlamak isterim:
“Kader mi kariyerimizi belirler? Yoksa kariyer yolculuğumuz mu kaderi şekillendirir?”
İnsanı ruhen rahatlatan pek çok durumda, aslında düşünceden uzaklaşarak kendimizi “kader” adlı boşluğa büyük bir kabullenişle bırakırız. Yaptığımız işler, başarılarımız, başarısızlıklarımız, üzüntülerimiz ve sevinçlerimiz… Hepsi bu boşluk ihtiyacına bir ölçüde bağlıdır.
Sözlerimiz de bu boşluğu oluşturan unsurlardan biridir. Kimi bu boşluktan kurtulmak ister, kimi ise ona özlem duyar. Bu boşluğun kurbanı olan insanlar, kariyer süreçlerinde başarısızlıklarını kadere, başarılarını ise yalnızca kendilerine atfetme eğilimi gösterir. Cümlelerini buna göre kurar, çevrelerine bu doğrultuda bir enerji yayarlar. Bu durum ise bizi tutarsızlığa götürür. İyi durumda iken “biz”, kötü durumda iken “kader”…
Bütün bunları düşünürken zihnimde şu söz yankılanır:
“Söz, ağızdan çıkmadan önce senin esirindir. Çıktıktan sonra sen onun esiri olursun.”
İşte tüm bu düşüncelere dayanarak şunu ifade etmek isterim:
Sözlerimizin esiri olmamak için söyleyeceğimizi bin kez düşünürsek; dünün pişmanı, bugünün mahcup, yarının “keşke” diyen insanı olmayız. Elbette yanlış adımlar atacağız, tökezleyeceğiz ve zaman zaman düşeceğiz. Önemli olan, ayağa kalktıktan sonraki hâlimizdir. Bir sonraki adımı daha sağlam atmak mümkündür. Dün başarılarımızı kadere bağlamıyorsak, bugün yaralarımızı da yalnızca şansa bırakmamalıyız. Unutmayın; bu yolu siz seçtiniz, bu suyu siz içtiniz. Bu karanlıkta sizinle ışıyacak olan da, sizinle yeşerecek olan umut da size aittir. Belki bugün değil, belki yarın da değil; fakat bir gün…
Bir hikâyenin mensubusunuz; yazarı da kahramanı da sizsiniz. Siz o’sunuz; hikâyenin kendisi… Bir önceki sayfa soldu diye üzülmeyin. İmzanızı atacağınız daha pek çok sayfa var. Geri dönemeyiz, ancak ileriyi güzelleştirebiliriz.
Yolun talibi…
Talip olmak yalnızca bir hedef belirlemek değildir; o hedefin sorumluluğunu üstlenmeyi de kabul etmektir. İstemek kolaydır, hayal etmek büyüleyicidir; fakat yürümek çoğu zaman sessizdir. Alkışsızdır. Kimsenin görmediği saatlerde verilen kararların ve kimsenin duymadığı iç konuşmaların toplamıdır yürüyüş. İnsan çoğu zaman en çok kendi sessizliğinde büyür.
İnsan kendisiyle en çok ne zaman konuşur? Gürültü sona erdiğinde. Kalabalık dağıldığında. Başarı hikâyelerinin paylaşılmadığı, motivasyon cümlelerinin yazılmadığı anlarda. Çünkü insanın kendine söylediği sözler, başkalarına söylediklerinden çok daha gerçektir. Belki de kader dediğimiz şey, başkalarına değil kendimize söylediğimiz cümlelerin toplamıdır.
Gün içinde kendinize kaç kez “yapamam” dediniz? Kaç kez “ben böyleyim” diyerek kendinizi bir kalıba hapsettiniz? Kaç kez “benim şansım yok” diyerek bir ihtimali başlamadan kapattınız? İşte sözün sihri tam burada başlar. İnsan, kendine söylediği her cümleyle görünmez sınırlar çizer. Bu sınırlar görünmezdir; fakat etkisi somuttur. İnsan, kendine inandığı kadarına dönüşür.
Kariyer de çoğu zaman böyledir. İnsan bir meslek seçtiğini düşünür; oysa çoğu zaman seçtiği şey, kendisi hakkında kurduğu cümlelerin sonucudur. “Ben lider değilim” diyen biri liderlik fırsatını fark etmez. “Ben risk alamam” diyen biri fırsatı tehlike olarak görür. “Ben geç kaldım” diyen biri henüz başlamadığı yolun yasını tutar. Oysa zaman yalnızca hareket edenler için ilerler.
Belki mesele kader ve kariyer arasındaki çizgiyi ayırmak değildir. Belki mesele, o çizginin aslında kelimelerimizle çizildiğini fark etmektir. İnsan bazen kader dediği şeyi korkularını daha kabul edilebilir hâle getirmek için kullanır; bazen de kariyer dediği şeyi çabasını yüceltmek için büyütür. Gerçek ise çoğu zaman sorumluluğun içinde saklıdır.
Sorumluluk, modern dünyanın en ağır ama en özgürleştirici kelimelerinden biridir. Sorumluluk almak, başarısızlığı da başarı kadar sahiplenmektir. Sorumluluk alan insan suçlayacak bir şey aramaz; bahane üretmez, beklemez ve başlar.
Başlamak çoğu zaman zordur. Çünkü başlamak, garantiyi bırakmak ve belirsizliği kabul etmektir. Belirsizlik ise insanın en eski korkularından biridir. Fakat insan en çok belirsizliğe adım attığında büyür. Konfor alanı çoğu zaman ilerlemenin en büyük engelidir.
Yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında en çok kullanılan kelime çoğu zaman “keşke” olur. Oysa “keşke”, zamanın geri alamadığı tek borçtur. Bu nedenle sözlerimize dikkat etmeliyiz. Her cümle, geleceğe yazılmış küçük bir mektuptur ve bir gün karşımıza gerçek olarak çıkar. İnsan “yapacağım” dediği kadarını yapar, “olmayacak” dediği kadarını olduramaz.
Dönüşüm çoğu zaman küçük bir kararla başlar. Bazen ertelenmiş bir telefonla, bazen bekleyen bir başvuruyla, bazen de tek bir cümleyle: “Deneyeceğim.”
Denemek, sonucun garanti olmadığı bir yolculuğa gönüllü olmaktır. İnsan yalnızca güvende kalarak tamamlanmaz; risk aldığı kadar kendini tanır, hata yaptığı kadar öğrenir ve düştüğü kadar güçlenir.
Korku kaçılması gereken bir duygu değildir; yön gösteren bir işarettir. Nerede korku varsa, orada büyüme ihtimali vardır. Nerede tereddüt varsa, orada değişim kapısı aralıktır.
Belki kader, önümüze çıkan kapılardır. Ancak hangi kapıyı açacağımıza karar veren bizizdir. Her kapı ise tek bir kelimeyle açılır: “Başlıyorum.”
Mükemmel zamanı beklemeyin; çünkü mükemmel zaman yoktur. Doğru an, karar verdiğiniz andır. İnsan hazır olarak başlamaz; başlayarak hazır olur.
Belki bugün küçük bir adım atacaksınız. Belki kimse fark etmeyecek. Ancak bir gün geriye baktığınızda, o küçük adımın hayatınızın yönünü değiştirdiğini göreceksiniz. Büyük hikâyeler küçük cümlelerle başlar.
Ve belki de en güçlü cümle şudur:
“Devam ediyorum.”
Yolun talibi olmak, vazgeçmemeyi seçmektir. Yorulduğunda durmayı ama bırakmamayı bilmektir. Düşse bile yürümeye devam etmektir. Çünkü yürüyen insan bir gün mutlaka varır.
Ve vardığınız gün geriye baktığınızda şunu fark edeceksiniz:
Kader sandığınız şey, aslında attığınız adımların izidir.
Söz sihirdir.
Ve o sihir, şimdi kuracağınız cümlede başlar.

YORUMLAR