“Dinleniyorum ama hâlâ yorgunum.”
Son yılların en sık kurulan cümlelerinden biri bu. Kan tahlilleri normal, uyku süresi fena değil, kafein zaten hayatın merkezinde… Buna rağmen geçmeyen bir bitkinlik hali. Peki gerçekten fiziksel olarak mı yorgunuz, yoksa ruhsal olarak mı tükenmiş durumdayız?
Psikoloji bu noktada rahatsız edici ama gerekli bir soruyla devreye giriyor:
Bastırdığımız duygular nereye gidiyor?
Duygular Kaybolmaz, Yön Değiştirir
Toplum olarak duygularla kurduğumuz ilişki oldukça sorunlu. Öfke ayıp, üzüntü zayıflık, kırılganlık “fazla dramatik” olarak etiketleniyor. Sonuçta ne yapıyoruz?
Hissetmemeyi öğreniyoruz.
Ama psikoloji bize şunu söylüyor:
Hissedilmeyen duygu yok olmaz; ya bedene ya da davranışlara sızar.
Sürekli yorgunluk, sabahları yataktan kalkamama, bedensel ağırlık hissi, motivasyon kaybı… Bunların bir kısmı bastırılmış öfkenin, ifade edilmemiş yasın, söylenememiş cümlelerin bedensel karşılığı olabilir.
Tükenmişlik Sadece İşle İlgili Değil
Tükenmişlik sendromu çoğu zaman işle ilişkilendirilir. Oysa klinik gözlem şunu gösteriyor:
İnsanlar en çok duygusal olarak kendilerini tutmak zorunda kaldıkları alanlarda tükeniyor.
- “Hayır” diyemeyenler,
- Sürekli idare edenler,
- Herkesin yükünü sırtlananlar,
- Kendi ihtiyacını ertelemeyi alışkanlık hâline getirenler…
Bu kişiler çoğu zaman güçlü, dayanıklı ve sorumluluk sahibi olarak tanımlanır. Ama bu görünür güç, uzun vadede bedensel ve ruhsal bir çöküşe zemin hazırlar.
Beden, Zihnin Söyleyemediklerini Söyler
Psikosomatik yaklaşım tam da burada devreye girer. Baş ağrıları, mide sorunları, kas gerginliği, kronik yorgunluk… Hepsi bedenin bir dili vardır ve çoğu zaman zihnin bastırdığını beden ifade eder.
Bu yüzden “neden bu kadar yorgunum?” sorusunun cevabı bazen şurada gizlidir:
- Uzun süredir ağlamadığınız bir kayıp,
- Dile getirmediğiniz bir öfke,
- Kabullendiğinizi sandığınız ama aslında içinizde hâlâ canlı olan bir kırgınlık.
Dinlenmek Yetmez, Hissetmek Gerekir
Modern hayat bize dinlenmeyi öğretti ama duygusal boşaltımı öğretmedi. Tatil yapmak, uyumak, mola vermek elbette gerekli. Ama yeterli değil. Çünkü sorun kaslarda değil, içsel gerilimdeyse; beden dinlense bile zihin rahatlamaz.
Gerçek iyileşme şuradan geçer:
- Duyguyu fark etmek,
- Onu bastırmadan adlandırmak,
- Güvenli bir alanda ifade edebilmek.
Bazen bu bir terapi odasıdır, bazen yazmak, bazen dürüst bir konuşma… Ama mutlaka bir çıkış gerekir.
Son Söz Yerine
Geçmeyen yorgunluk her zaman daha fazla uykuya ihtiyaç duyduğumuz anlamına gelmez.
Bazen daha fazla dürüstlüğe, daha fazla sınır koymaya, daha fazla kendimize alan açmaya ihtiyacımız vardır.
Belki de bedeniniz size şunu söylüyordur:
“Artık görmezden gelme. Hisset.”

YORUMLAR