Etrafınıza bir bakın ya da kendi geçmişinizi şöyle bir gözden geçirin. Hep aynı tip insanlar, hep benzer sonlar… Kimimiz sürekli narsistlerin radarına takıldığımızdan şikayet ederiz, kimimiz ise bizi her seferinde yarı yolda bırakacak “ulaşılmaz” kişileri cımbızla çeker buluruz. Milyarlarca insan arasından bizi en çok yaralayacak olanı bulup ona aşık olmamız gerçekten bir “kadersizlik” mi, yoksa ruhumuzun bize oynadığı bir oyun mu?
Aslında cevap, sandığımızdan çok daha derinlerde.
Bilindik Acı, Yabancı Mutluluktan Daha “Güvenli” Gelir
İnsan beyni ilginç çalışır; bizim için “tanıdık” olan her şey, canımızı yaksa bile “güvenli” hissettirir. Eğer çocukken sevgiyle beraber eleştiri, ihmal veya sürekli bir kendini kanıtlama çabası gördüyseniz; yetişkin olduğunuzda size huzur veren, sakin ve nazik bir sevgili “sıkıcı” gelmeye başlar. “Aramızda elektrik yok” dediğimiz şey, aslında çocukluğumuzdaki o kaosu bulamamış olmamızdır. Biz aslında aşkı değil, o eski tanıdık duyguyu arıyoruzdur.
Yarım Kalan Hikayeleri Tamamlama Çabası
Bir düşünün; aslında biz karşımızdaki kişiye değil, onun üzerinden geçmişte kapatamadığımız bir hesaba aşık oluyoruz. Babasından beklediği onayı alamamış bir kadın, babasına benzeyen sert ve soğuk bir adamı “değiştirip” sevgisini kazanmaya çalışarak aslında o eski yarayı iyileştirmek ister. Ya da çocukken annesinin mesafeli duruşundan etkilenen bir adam, duvarları olan bir kadını ikna etmeye çalışırken aslında o küçük çocuğu kurtarmaya çalışıyordur. İçimizdeki o çocuk fısıldar: “Bu sefer başaracağım, bu sefer kendimi sevdireceğim.”
Kendimize Verdiğimiz Değer, Karşımızdaki Kişinin Aynasıdır
İlişkilerimiz aslında kendimize nasıl baktığımızın bir yansımasıdır. Eğer içten içe sevilmeyi hak etmediğimize inanıyorsak, bize gerçekten değer veren, bizi el üstünde tutan birini “bir tuhaflık var” diyerek kendimizden uzaklaştırırız. Bize kötü davranan, sınırları zorlayan veya bizi bekleten kişilere çekiliriz; çünkü onlar bizim kendi iç sesimizin dışarıdaki yankısıdır.
Bu Döngüden Nasıl Çıkılır?
Bu bir alın yazısı değil, sadece bir farkındalık meselesidir. Şu üç adımı denemek bile hayatınızı değiştirebilir:
Listenizi Yapın: Eski sevgililerinizin ortak yönlerini yazın. Hepsi mi mesafeliydi? Hepsi mi çok eleştireldi? Bu özellik size çocukluğunuzdan kimi hatırlatıyor?
“Sıkıcı” Olana Şans Verin: Eğer birinden çok hızlı ve şiddetli bir elektrik alıyorsanız, orada bir yaranız tetiklenmiş olabilir. Size güven veren, sakin ve net insanları “sıkıcı” bulmak yerine onlara biraz zaman tanıyın.
Kendi Kahramanınız Olun: Başka birini değiştirerek geçmişinizi tamir edemezsiniz. O küçük çocuğu iyileştirmek bir partnerin değil, sizin göreviniz.
Unutmayın; biz fark etmediğimiz her takıntıyı bir gün “kader” sanmaya başlarız. Oysa gerçek aşk, eski yaraları tekrar tekrar kanatmak değil; o yaraları bilen ve onları saracak kadar olgun olan bir eli tutma cesaretidir.

YORUMLAR