Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Selin Meriç Ünal / Türkolog,Yazar
Selin Meriç Ünal / Türkolog,Yazar

Zamana Karşı Değil, Zamanla

Zaman mı Suçlu, Yoksa Aceleci Kalbimiz mi?

Zaman… Yanlış harcandığında telafisi olmayan, sessizce elimizden kayan en kıymetli hazinedir. Onu doğru değerlendirebilmek, gelecekte içimizi sızlatacak pişmanlıkların önüne çekilmiş görünmez bir settir. Çünkü zaman, affetmez; ne durur ne de geriye döner. Sadece geçer.

Herkesin bu dünyada kendisine ayrılmış bir süresi vardır. O süre ne uzatılabilir ne de kısaltılabilir. Asıl maharet, bize verilmiş bu zaman aralığında elimizden gelenin en iyisini yapabilmekte ve onu anlamla doldurabilmektedir. Boş zaman yoktur aslında; sadece boşa geçen zaman vardır. İnsan yaş aldıkça zamanın daha hızlı aktığını sanır. Oysa çocukken oyuna daldığımızda fark etmediğimiz, lise yıllarında aşkla gözümüz kör olduğunda durduğunu sandığımız zaman, aynı kararlılıkla akmaya devam ediyordur. Değişen zaman değil, bizim ona bakışımızdır.

Bu bitmek bilmeyen acele, bu telaşlı koşu, bu görünmez yarış kime ve neye karşıdır, çoğu zaman biz de bilmeyiz. Oysa bazen sadece birkaç dakikalığına durmaya, ince şeyleri düşünmeye, kalbimizin sesini dinlemeye ihtiyacımız vardır. Hassasiyet, çoğu zaman kaybettiğimiz ilk değerdir; oysa insanı insan yapan da tam olarak budur.

Hayatta elbette geç kaldığımız şeyler olacaktır: Bir işe, bir okula, bir randevuya, hatta bir aşka… Ama kendimize ve hayallerimize geç kalırsak işte o zaman alarm çalmaz. Hayat beklemez, hayat acımaz. Zamanında yaşanması gereken anlar vardır; ne erken ne de geç. Çünkü bazı anlar geç yaşandığında anlamını yitirir, bazıları ise erkenden yaşanıp kolayca harcanır, kıymeti bilinmez.

Annem hep “Ne gelirse gençlikte gelsin” derdi. Şimdi daha iyi anlıyorum; yaş ilerledikçe hisler derinleşiyor, acılar daha ağır, vazgeçmek daha zor oluyor. Gençken “boş ver” demek kolayken, zaman geçtikçe insan bazı şeyleri içinde taşıyarak yürümeyi öğreniyor. O yüzden hayatı ertelemek değil, yaşayıp geçmek gerek. Çünkü yalnızca bir hayatımız var.

Hayatın bizden çaldığını düşündüğümüz anların peşine düşmek yerine, onların yerine daha güzel anlar koyabilmek en büyük kazanımdır. Yolunda olmak, sürekli önüne bakmak ve düşe kalka da olsa yürümeye devam etmek, zamanı kullanmanın belki de en doğru yoludur. Günler geçer, yıllar silinir; bir bakmışsınız tarihler zihninizden uçup gitmiş, geriye yalnızca kısa anlar kalmıştır.

Köşede bucakta aradığımız o güzel anlar ise sandığımız kadar uzak değildir. Bazen bir otobüs durağında, bazen taze kahve kokusunda, bazen de hiç beklemediğimiz bir gülüşte saklıdır. O anı bulduğumuzda onu sıkıca tutmak isteriz; oysa yapmamız gereken tek şey, kıymetini bilip kalbimize sarılmaktır. En dibi gördüğümüzde bile tutunduğumuz o güzel anlar, bizi yeniden ayağa kaldırmalı ve hayata bir kez daha “devam” dedirtmelidir.

Zaman, dertlerimize deva olsun isteriz çoğu zaman; ama bazen derdin ta kendisi yine zaman olur. “Zamana bırakalım, unuturum” dediğimiz acılar da vardır, mutluluktan uçtuğumuzda “keşke zaman dursa” dediğimiz anlar da. Oysa yaşadığın her ana hayatından güzel bir iz bırakmak yalnızca senin elindedir; zaman akıp gitse bile.

Hayatının iplerini zaman elinden almadan, rüzgârda savrulan bir yaprak olmadan önce, sen zamanın iplerini eline al. Yaşadığın her anın tadını çıkar; çünkü hiçbirinin tekrarı olmayacak. Geçmişi ne kadar boşa harcamış olursan ol, hâlâ koca bir yarının var.

Bırakalım kötülükler sahibini bulsun. Biz, güzel olan ne varsa ona sarılalım. Çünkü zaman geçer; ama onu nasıl yaşadığımız, bizde kalır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER