Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Miraç Özmen / Araştırmacı,Yazar
Miraç Özmen / Araştırmacı,Yazar

Başkasının Tabağı Daha Güzel Değil, Senin Gözün Doymuyor

Kendi tabağında yemeğin tadını almanın sebebi, başkasının tabağındaki yemeğin tadını merak etmeyişin olabilir mi?

Bence sadakat biraz da budur.

Çünkü mesele sadece birinin hayatında olup başka kimseye bakmamak değil. Asıl mesele, yanında olan insanı her gün yeniden seçebilmektir. Başkasının gülüşünü merak etmemek, başka birinin ilgisinden kendine pay çıkarmamak, “Acaba onunla nasıl olurdu?” diye zihninde başka bir hayat kurmamaktır.

Çünkü insanın gözü doymazsa, önündeki dünyanın en güzel sofrasında bile aç kalır.

Bugün ilişkilerde en çok konuştuğumuz şeylerden biri sadakat. Ama biz çoğu zaman sadakati sadece aldatmak üzerinden değerlendiriyoruz. Oysa bana göre sadakatsizlik çok daha önce başlıyor.

Bir başkasının mesajını beklemeye başladığında…

Birinin ilgisi hoşuna gidip bunu partnerinden gizlediğinde…

Yanındaki insanla paylaşamadığın heyecanı başka birinde aradığında…

Hatta bazen hiçbir şey yaşamadan, sadece zihninde başka bir ihtimali büyüttüğünde bile.

Çünkü bazı ihanetlerin kapısı yatak odasından değil, zihinden açılıyor.

Şimdi biri çıkıp “İnsan sevdiği halde başkasını beğenemez mi?” diye sorabilir. Elbette beğenebilir. Göz görmekten vazgeçmez, biz insanız.

Ama beğenmek başka, yönelmek başka.

Bir çiçeğin güzel olduğunu fark etmek başka, onu koparıp evine götürmek başka.

Bence aşk tam da burada kendini gösteriyor.

Sevgi, karşındaki insanı kusursuz görmek değildir. Onun kusurlarını bildiğin halde “Ben yine de buradayım” diyebilmektir.

Aşk yoksunluğu ise bazen yanında biri varken bile başka yerlerde tamamlanmaya çalışmaktır.

Çünkü insan gerçekten sevdiğinde, başkasının tabağındaki yemeğin daha iyi olup olmadığını düşünmeyi bırakır. Kendi tabağına emek verir.

Tuzu azsa biraz tuz ekler.

Soğuduysa ısıtır.

Bazen de o sofrayı birlikte yeniden kurar.

Ama günümüzde çoğu insan kendi tabağını düzeltmek yerine yan masaya bakıyor.

“Acaba orada ne var?”

İlişkiler biraz da emek meselesidir. Hiçbir güzel şey sürekli ilk günkü heyecanla devam etmez. Kelebekler her gün uçmaz. Hayat araya girer; yorgunluk girer, iş girer, dert girer, sessizlik girer.

Ama seviyorsan, o sessizliğin içinde bile birbirini kaybetmemeye çalışırsın.

Çünkü sevgi sadece güzel günlerde “seni seviyorum” demek değildir.

Bazen sinirlendiğinde bile sınırını bilmektir.

Bazen kırıldığında bile karşındakini başkasına anlatmamaktır.

Bazen ilişkin kötü giderken dışarıdan gelecek ilgiyi kendine ilaç yapmamaktır.

Çünkü sadakat, fırsat yokken sadık kalmak değildir.

Fırsat varken de “Benim için doğru olan bu değil” diyebilmektir.

Ve bana sorarsanız insanın karakteri hakkında biraz burada ip ucu veriyor olabilir.

Kimse görmüyorken ne yaptığıyla.

Telefonu elindeyken, kimse bakmıyorken kime yazdığıyla.

İlişkisi kötü giderken karşısına çıkan ilk ilgide kendini kaybedip kaybetmediğiyle.

Çünkü aşk sadece birini sevmek değil; o sevgiyi koruyacak kadar kendine de sahip çıkmaktır.

Ben kendi tabağımın tadını almaya çalışıyorum.

Çünkü başkasının tabağına bakarsam, önümdekini kaçıracağımı biliyorum.

Hem kim bilir…

Belki de insanın aradığı mutluluk başka bir tabakta değildir.

Belki mesele, elindekinin kıymetini bilip ona emek vermektir.

Çünkü genellikle sofralar hazır gelmez.

Bazı sofralar birlikte kurulur.

Ve bazı insanlar kaybedildiğinde, insan aslında başka birini değil, kendi hayatındaki en güzel sofrayı kaybettiğini çok sonra anlar.

Benim için sadakat, başkasına bakmamak değil; bakmaya gerek duymamaktır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER