Merhaba sevgili, filtreli ve bol “like”lı okurlar!
Bugün, hayatımızın en büyük ve en parlak, ama aynı zamanda en sahte salgını hakkında konuşacağız: GÖRÜNME TUTKUSU! Bilimsel adıyla “Sosyal Medya Kaynaklı Megalomanik Yüzeysellik Sendromu.” Şaka yapmıyorum, uzmanlar çok haklı: Narsizm artık sadece bir kişilik bozukluğu değil, hepimizin ortak hobisi. Artık önemli olan kim olduğun değil, kaç piksel olduğun ve kaç kişinin o pikselleri beğenip beğenmediği.
Bir düşünün: Eskiden “ne yapıyorsun?” diye sorulurdu. Şimdiki alt metin ise şu: “Hayatının bu anı, kaç adet beğeni getirebilir?”
Uzmanlar, bu durumun en büyük suçlusunun sosyal medya olduğunu söylüyor. Haklılar! Hepimiz birer pazarlama dehasıyız. Herkesin hayatı mükemmel, kahvesi sanatsal, tatili olağanüstü. Kısacası hepimiz, hayatlarımızın yapımcısı, yönetmeni ve en yorgun başrol oyuncusuyuz. Oysa arka planda, o sanatsal kahveyi soğukta titreyerek çeken, tatil fotoğrafı için yirmi poz veren, en kötüsü de o fotoğrafın altına gelen yorumlar yüzünden içten içe çürüyen insanlarız.
Klinik Psikolog Dr. Elif Karaca’nın sözleri tokadı suratımıza çarpıyor: “Beğeni sayısı azaldığında değersiz hisseden gençler var.” Artık özgüvenimiz, bir algoritmaya emanet. Düşünün, ruh hâlimiz bir Instagram bildirimi kadar hassas! Beğeni almayınca “Değersiz miyim?” diye kriz geçiren bir nesil yetiştirdik. Halbuki tek mesele, fotoğrafın ışığının kötü olması olabilir. Aman Tanrım, bu gerçekten toplumsal bir kimlik krizine dönüşüyor. İnsanlar artık kendilerini değil, dış dünyanın onayını seviyorlar. Yani aslında, dış dünyanın kendisi de dış dünyanın onayını seviyor. Bir ‘onay piramidi’nde yaşıyoruz!
Araştırmalar Sizi Üzmesin, Güldürsün!
- 2000’den beri narsizm %30 artmış. Vay canına! Demek ki her üç kişiden biri, aynaya bakarken kendi yansımasına “çok yakışıklısın/güzelsin” fısıldıyor.
- Katılımcıların %68’i, beğeninin ruh hâlini etkilediğini söylüyor. Geriye kalan %32 yalan söylüyor ya da interneti kesilmiş bir dağ evinde yaşıyor.
- Narsistik davranışlar uzun vadede yalnızlık, anksiyete ve duygusal tükenmişlik getiriyormuş. Eh, bu kadar şov yapıp “beni görmüyorlar” diye ağlarsanız tabii ki tükenirsiniz.
Dur! Bir Nefes Al, Beğeni Değil Hayat Yaşa!
Sevgili okur, köşe yazımın mizahı bir yana, durum ciddi. Sürekli kendimizi gösterme telaşı, bizi görünür yaparken görünmez kılıyor. Empati eksikliğinden dem vuran uzmanlar, bize “gerçek iletişim ve farkındalık” çağrısı yapıyor.
Gelin, bir süreliğine duralım. Telefonu yavaşça masaya bırakalım. Aynaya değil, ruhumuza bakalım.
O filtreyi bir kenara bırakıp kendinize sorun: Gerçekten mutlu muyum, yoksa sadece “mutluluk algoritması”na uygun bir içerik mi üretiyorum?
Unutmayın, en güzel “like,” kendi iç sesinizden gelendir. Sağlıklı günler dilerim.
Sizce bu “görünme tutkusu”ndan kurtulmanın en komik ve etkili yolu ne olabilir?
Cevaplarınızı bir sonraki köşe yazımda paylaşmak isterim.

YORUMLAR