Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Dr. Bayram Şahin / Akademisyen
Dr. Bayram Şahin / Akademisyen

Ahlâk’ın Evrensel Olma Sorunsalı

İoanna Kuçuradi’ye göre ahlâk, tek ve evrensel bir yapıdan ziyade, kişilerarası ilişkilerde davranışlara yön veren ve geçerli kılınmış değer yargıları sistemleri olarak ortaya çıkan bir olgudur. Bu değer yargıları sistemlerinin geçerliliği, içinde bulunulan topluluğa, mekâna ve tarihsel döneme bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Bu nedenle “ahlâk” denildiğinde soyut ve değişmez bir yapıdan değil, somut yaşam içinde karşılaşılan farklı ahlâklardan söz edilmektedir.

Bu ahlâklar, bir yandan zaman ve koşullara göre değişebilen davranış kuralları ve değer yargılarını içerirken, diğer yandan daha uzun süreli ve görece değişmez bazı normları da bünyesinde barındırır. Kuçuradi’nin de vurguladığı gibi, ahlâki sistemler hem değişken hem de süreklilik gösteren unsurların birlikte var olduğu yapılardır. Bu durum, ahlâkın tarihsel ve toplumsal karakterini açıkça ortaya koymaktadır.

Tepe’nin ifadesiyle, ahlâktan söz edildiğinde aslında her zaman belirli bir ahlâk, yani belirli bir topluluğa ait olan ya da o topluluktan kaynaklanan bir “moral”den söz edilmektedir. İnsanlar bunun farkında olsalar da olmasalar da, benimsedikleri ahlâk anlayışı her zaman belirli bir kültürel ve toplumsal bağlam içinde şekillenir. Bu bağlam, ahlâkın bireysel olmaktan çok toplumsal bir olgu olduğunu gösterir.

Bu çerçevede ahlâk, insanın toplumsal yönüyle doğrudan ilişkili bir olgu olarak değerlendirilebilir. Ahlâk(lar), insanın var olma koşullarından biri olup, onun kültür dünyasının ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak etik açısından önemli olan nokta, ahlâkın bu olgusal niteliğidir. Ahlâk, filozof tarafından icat edilen ya da kurulan bir yapı değildir; aksine toplum içinde kendiliğinden var olan bir gerçekliktir.

Filozofun görevi, ahlâkı yaratmak değil, ona yönelerek “Bu nedir?” sorusunu sormaktır. Bu soruyu sorabilme ve ahlâkı çözümleyebilme yetisi ise etik bilgisi sayesinde mümkündür. Dolayısıyla ahlâk ile etik arasında temel bir ayrım söz konusudur: ahlâk olgusal, etik ise bilgisel ve sorgulayıcı bir nitelik taşır. Etik, ahlâki değer yargılarını betimlemekle yetinmez; onların anlamını, temellerini ve insan yaşamındaki yerini felsefi olarak inceler.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER