İnsan kendini korumak için “ben” der; bu doğaldır. Ama bazıları için bu kelime zamanla bir kalkana değil, bir silaha dönüşür. Artık mesele hayatta kalmak değil, üstün gelmektir. İşte burada bencillik, sadece bir karakter özelliği olmaktan çıkar, başkalarının kalbinde iz bırakan bir davranış biçimine dönüşür.
Bazı insanlar vardır; sevilmek isterler ama sevmenin sorumluluğunu taşımazlar. İlgi görmek isterler ama ilgi vermeyi yük sayarlar. Onlar için insanlar, birer duygu ortağı değil, birer kaynak gibidir. Canları sıkıldığında giderler, yalnız kaldıklarında geri dönerler. Verdikleri değil, aldıkları önemlidir. Ve bu dengesizlik, karşı tarafı yavaş yavaş tüketir.
Daha da ağır olanı şudur: Gerçekten seven, değer veren birini yok saymak. Çünkü bu artık sadece bencillik değil, bir körlüktür. Karşındaki insanın emeğini, sabrını, sevgisini görmezden gelmek; onu hazırda bekleyen bir şey gibi kabul etmek… Bu, en derin saygısızlıklardan biridir. Seven insan sesini yükseltmez çoğu zaman, ama içten içe kırılır. Ve o kırılma, bir noktadan sonra geri dönülmez bir mesafeye dönüşür.
Ego burada başrol oynar. Çünkü ego, kendini beslemek ister. Haklı çıkmak ister, üstün olmak ister, hep öncelik olmak ister. Bunun için de karşısındakinin duygularını ikinci plana atar. Gönül kırmak pahasına bile olsa geri adım atmaz. Özür dilemek zor gelir, hatayı kabul etmek zayıflık gibi görünür. Böyle olunca ilişkiler bir güç savaşına döner; sevgi ise arada ezilir.
Bu tür bencillik, en çok da sabırlı ve iyi niyetli insanları yıpratır. Çünkü onlar anlamaya çalışır, tolere eder, alttan alır. Ama karşılığında gördükleri şey çoğu zaman daha fazla beklenti ve daha az değer olur. Bir süre sonra şu gerçekle yüzleşirler: Ne kadar verirlerse versinler, karşı tarafın doyduğu bir nokta yoktur.
Ve işin en net tarafı şu: Sürekli alan ama vermeyen biri, eninde sonunda yalnız kalır. Çünkü insanlar bir noktadan sonra kendini korumayı öğrenir. Geri çekilir, susar, vazgeçer. O zaman bencil insan ilk kez gerçekten yalnızlıkla tanışır. Ama çoğu zaman bunu da dış dünyaya yükler; kimsenin onu anlamadığını düşünür. Oysa mesele hiç anlaşılmamak değil, hiç anlamaya çalışmamaktır.
Hayatın bir dengesi vardır. Sevgi, ilgi, emek… Bunlar tek taraflı taşınmaz. Bir taraf sürekli verip diğer taraf sürekli alıyorsa, bu bir ilişki değil, bir tüketimdir. Ve tüketilen her şey gibi, bu da bir gün tükenir.
İnsan kendine değer vermeli, evet. Ama başkasının değerini yok sayarak değil. Çünkü gerçek güç, birini ezmekte değil; birini koruyabilmektedir. Ve gerçek kayıp, kaybettiğini fark ettiğinde değil, varken kıymetini bilmediğinde başlar.

YORUMLAR