Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Alperen Varol / Halk Bilimci,Yazar
Alperen Varol / Halk Bilimci,Yazar

Bir Resme Âşık Olmak mı, Kendini Korumak mı? 

 ~Bazı aşklar dokunuldukça eksilir, bazen bir yüz değil, bir bakış sevilir~ 

 

Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı filmi, Türk sinemasında yalnızca bir aşk hikâyesi anlatmaz, aşkın nasıl yaşandığını, nasıl korunmak istendiğini ve nasıl yargılandığını sorgular. Bu film seyirciyi rahatlatmaz, onu kendi aşk anlayışıyla yüzleştirir. 

Halil’in eve girişiyle başlar her şey, Tabloya bakar, derin derin sigara içer,  gözlerinde sevgiyle bakan ve de daima yerleşmiş bir hüzün vardır. Sessiz, ağır, derin bir hüzün. O an Meral gelir. Halil mahcup, utangaçtır, başını kaldıramaz, Meral’in yüzüne, gözlerine bakamaz. Bu bir zayıflık değil, bilinçli bir geri duruştur. Halil, bakmanın bağlayıcı bir sorumluluk getirdiğini bilir. 

Film genel olarak sessizdir. Diyaloglar azdır ancak anlamlı ve manidardır. Müşfik Kenter adeta jestleriyle, mimikleriyle, özellikle gözleriyle oynar. Halil’in duygusu kelimelerde değil, bakışlarda taşınır. Uzun sahneler boyunca aynı hüznü, aynı dramatik ağırlığı gözlerinde korur. Sigara, müzik ve bakış… Halil, fotoğrafa hangi sahnede bakarsa baksın o acılı sevgiyi hiç kaybetmez. 

Bu sessizlik çoğu zaman yanlış anlaşılır. Suskunluk her zaman eksiklik değildir. Bazı insanlar konuşarak kendini tüketir, bazıları susarak kendini korur. Halil ikinci gruptadır. O, duygularını ifade edemediği için değil, ifade ettiğinde değersizleşeceğini bildiği için susar. Çünkü herkesin yüksek sesle sevdiği bir dünyada, sessizlik bir ahlâk ve duruş biçimine dönüşür. 

Halil’in suskunluğu, alışıldık erkeklik anlatılarına da uymaz. Güçlü olmak için bağırmaz, istemek için zorlamaz, sevmek için sahiplenmez. Bu yüzden toplumun gözünde eksik, yarım ya da sorunlu görünür. Halil’in itirazı aşka değildir, aşk adına yapılan hoyratlıktır. Onun mesafesi sevgisizlikten değil, saygıdan ve korkularından doğar. 

Bir sahnede Meral, Halil’in iş arkadaşı Mustafa’ya sorar: “Bir resme nasıl âşık olunur? Bu zamanda resme âşık olanlar var mı?” Yıl 1965’tir. Bugünden bakınca tuhaf gelebilir. Ama asıl soru şudur: 2026’da bu daha mı az tuhaf? 

Bugün insanlar birbirlerine değil, temsillere âşık oluyor. Profil fotoğraflarına, seçilmiş cümlelere, cilalanmış hikâyelere… Gerçeklik sabırsızlık yaratıyor, kusur hızla terk ediliyor. Halil’in fotoğrafa duyduğu aşk, bu yüzden çağdışı değil aksine çağın erken bir teşhisidir. O, henüz herkesin isim koyamadığı bir mesafeyi sezmiştir. 

Halil utangaç biridir ama zayıf değildir. Limonlukta Meral’le yaptığı konuşma filmin kalbidir. “Resmin sen değilsin” derken Meral’i inkâr etmez, kendi iç dünyasının sınırlarını çizer. Halil, Meral’i hayatına aldığında yalnızca aşkın değil, sosyal farkların, güç dengelerinin ve beklentilerin de içeri gireceğini bilir. Bu yüzden durur. 

Bu duruş, bir kaçıştan çok bir korunma hâlidir. Halil için aşk, yaşanarak değil, bozulmadan sürmelidir. Bilir ki bazı duygular temasla değil, mesafeyle derinleşir. Yaklaştıkça azalan, adlandırıldıkça sıradanlaşan bir şey vardır onda Halil tam da bu duyguyu kaybetmek istemez. 

Film boyunca Halil yargılanır. En yakını Mustafa bile onu anlamaz. Toplum, aşkı da erkekliği de tek bir kalıba sokar. “İsteyeceksin, alacaksın, sahip olacaksın.” Halil bu kalıba uymaz, bu kalıplara sığmaz. Halil duygusallıktan değil, mantıktan konuşur. Mantığı, duygularını ve kendini korumaya yöneliktir. 

Halil, gururlu bir yalnızlığı seçer,  

Meral ise tutkulu bir âşıktır. Halil ise akılcıdır. Meral, kendisine duyulan aşka ve o aşkın saflığına tutulur. Halil ise o saflığı kaybetmemek ister. Bu yüzden reddederken bile incitmemeye çalışır. Onun reddi bir sınır çizimidir. 

Filmin temel meselesi, Divan edebiyatındaki suret-i aşk kavramıyla doğrudan ilişkilidir. Suret önemli değildir, surete anlamı veren ona bakan kalptir. Halil için Meral’in resmi bir nesne değil, kendisinin kurduğu dünyanın merkezidir. O dünya yıkılırsa Halil de yıkılacaktır. 

Bu durum bana bir günümüz şairinin şu dizelerini hatırlatır: 

“Ben sana vurgunum sevgilim 

Senin ahenkli saçlarına vurgunum 

Ben senin siretine vurgunum sevgilim 

Mühür gözlerine vurgunum sevgilim” 

 

Aradaki tek fark, yaklaşık altmış yıllık zaman farkıdır. 

Halil de böyledir. Sirete, saçlara, resimde gördüğü gözlere, kendi yüklediği anlama âşıktır. Zira onun Meral’e yönelik söylediği şu sözlerin hepsi bu ruh halinin dışavurumudur. 

“Halil- Hayır sana ait bir mesele değil bu. Resminle benim aramdaki bir durum seni ilgilendirmez. Ben senin resmine aşığım.” 

“Halil- Resmin sen değilsin ki! Resmin benim dünyama ait bir şey. Ben seni değil resmini tanıyorum. Belki sen benim bütün güzel düşüncelerimi yıkarsın.” 

“Halil- Hayır, benimle resminin arasına girme istemiyorum seni. Ben senin yalnız resmine aşığım.” 

“Halil- ……Ben senin resmine değil de sana âşık olsaydım o zaman ne olacaktı. Belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme. Belki de alay edecektin sevgimle. Hâlbuki resmin bana dostça bakıyor, iyilikle bakıyor. Ve ebediyen bakacak.” 

Film sıkça Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna ile karşılaştırılır ama ikisinin kurduğu evren birbirinden son derece bağımsız ve farklıdır. 

Raif Efendi bir rüyayı yaşamak ister, Halil bir rüyayı korumak ister. Raif Efendi kaderin sunduğuna sarılır, Halil kendi seçimini taşır. Raif Efendi aşkın içine girer, Puder’in benliğine sahip olmak ister, gerçeğinin peşinden gider, Halil aşkın önünde durur, Meral ona geldiği hâlde kaçar ve sadece tabloda mi anlam yüklediği o kadına âşıktır. Bu keskin farklar, iki karakterin trajedisini de belirler. 

Ve şimdi soru şudur: 2026 dünyasında Halil gibi insanlar var mıdır? 

Bugün ilişkiler hızla başlıyor, hızla tüketiliyor. Görmek var ama bakmak yok, temas var ama sorumluluk yok, süslü sözler var ama sevgi namına bir şey yok. 

Her şey hemen yaşanmak ve tüketilmek isteniyor, duyguya yok, günümüz dünyasında duygular hep yüzeysel… 

Sevmek Zamanı filmi ise bize şunu hatırlatıyor. Her aşk yaşanmak zorunda değildir, bazıları taşınır, bazıları korunur, bazıları sadece bir tabloda, bir manada yüklüdür. 

Halil belki mutlu olmadı ama kendini hiç kaybetmedi, onurlu ve gururlu duruşunu bozmadı, kendinden taviz vermedi. 

Günümüz dünyasında insanlar birini kaybetmemek için kendilerinden vazgeçerken, Halil bir aşkı korumak,  duygularının temiz kalması için yalnız kalmayı dahi göze alıyordu. 

Peki, 2026’da böyle bir aşk mümkün mü? 

Belki de doğru soru bu değildir. Asıl soru şudur: 2026’da böyle bir aşka tahammül var mı? 

Bugünün dünyası Halil’i romantik değil, sorunlu bulur. Onu “kaçan”, “bağlanamayan”, “iletişim kuramayan” biri olarak etiketler. Çağımız, her duygunun hızla görünür olmasını ister. Aşk bile şeffaf, ölçülebilir ve sergilenebilir olmalıdır. Halil ise görünmeyeni, dokunulmayanı, adlandırılmayanı savunur. Bu yüzden bugünün dünyasında bir karakter değil, bir itiraz gibidir. 

Halil gibi erkekler hâlâ var mı? 

Evet, varlar diye düşünüyorum. Ama onlar bu hayatın içinde sessizler ve hayatın içinden sessizce geçip giderler. Bu çağda Halil olmak ödüllendirilmez. Mesafe saygı değil soğukluk, suskunluk derinlik değil yetersizlik olarak okunur. Halil’in suskunluğu bir eksiklik değil, bir tercihtir. O, aşkı kaybetmekten değil, kendi içinde var olan aşkı kirletmekten korkar. 

Film bize şunları sorar: 

Bir şeyi gerçekten seviyorsak, ona dokunmak zorunda mıyız? 

Sahip olmak, her zaman sevmek midir? 

Yoksa bazı duygular, yalnızca korunabildiği sürece mi anlamlıdır? 

Bugün insanlar birini kaybetmemek için kendilerinden vazgeçerken, Halil kendini kaybetmemek için yalnız kalmayı göze alıyordu. Bu, bir yenilgi değil, çağımızın unuttuğu türden bir onur biçimidir. Belki de “Sevmek Zamanı” tam olarak bu yüzden hâlâ günceldir, bize aşkı değil, kendimizi ne pahasına sevdiğimizi sorduğu, sevginin manasını suret ve siret denkleminde ele aldığı için, sevginin bedenlerin teması değil, ruhun çarpması olduğunu anlattığı için günceldir… 

YORUMLAR

Bir adet yorum var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER