Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Alperen Varol / Halk Bilimci,Yazar
Alperen Varol / Halk Bilimci,Yazar

Bir Tabelanın Fenomenolojisi: Görünür Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

Ankara’nın Çankaya İlçesi’ndeki Kennedy Caddesi’ndeki sıradan bir yön tabelası haftalardır sosyal medyanın gözbebeği olmuş durumda. Üzerinde sadece tek bir kelime yazıyor: Kızılay.

Ne bir heykel, ne bir anıt, ne de bir sanat eseri; yalnızca bir yön gösterici… İşte tam da bu yüzden önemli bir noktada duruyor. Çünkü artık hiçbir şeyin “sadece bir şey” olmadığı bir devirdeyiz. Bir tabela, bir trendin simgesine, bir mizah nesnesine hatta kolektif bir hafıza alanına dönüşebiliyor. Bu dönüşüm bize yalnızca mizah duygumuzu değil, aynı zamanda çağımızın görünürlük takıntısını da anlatıyor.

Popüler kültür uzun süredir basit olanı kutsuyor ve adeta insanlara onları dayatıyor. Bir zamanlar büyük anlatıların, ideallerin, sembollerin yerini şimdi “gündelik olanın olağanüstüleşmesi” aldı. Kızılay tabelası da haftalardır bu mantığın tam merkezinde duruyor. Onun önünde poz vermek, aslında görünürlük ekonomisinin bir parçası olma ritüeli haline gelmiştir hakeza bunu önünde oluşan uzun kuyruklar ve Büyükşehir Belediyesi’nin tabelanın arkasına “barfiks demiri” yerleştirmesinden anlıyoruz. Herkes aynı yere gidiyor, aynı pozu veriyor, aynı hareketleri yapıyor. O an “ben de oradaydım” demek, “ben de varım” demenin dijital karşılığına dönüşüyor.

Popülerizmin özü, düşünmekten çok katılmak istemektir, bu yüzden tabelanın önünde sıraya giren kalabalıklar, bu çağın “katılım ritüeline” gönüllü bir şekilde dahil oluyor. Fakat ironik olan şu: Herkes aynı şeyi yaparken özgünlük değil, birlikte bir anonimlik üretiliyor. Görünür olmak günümüzün en güçlü meşruiyet biçimi haline geldi. Bir şeyin gerçekten yaşandığına artık tanık gerekmez; “story” vardır, “post” vardır. Sosyal medya bireyi özgürleştirdiği kadar sürekli görünür olmaya da mahkûm etti, artık hemen hemen herkes sosyal medyanın birer tutsağı.

Günümüzde gardiyanlar yok; herkes kendi gardiyanı, kendi gözetmeni olmuş durumdadır, kendi görünürlüğünün bekçisidir. Bir fotoğraf çekmek, bir anı yaşamak değil, o anı kanıtlamaktır, bende varım, bende buradayım demektir. Bu yüzden sosyal medyada bir anın içsel değeri ve samimiyeti değil, paylaşılabilirliği önemlidir. Kızılay tabelasının önünde durmak, o tabelayı görmekten çok, başkalarına göstermektir. Eskiden şehirlerin mitleri anıtlarda, meydanlarda, tarihî yapılarda şekillenirdi. Şimdi ise kent hafızası, dijital paylaşımın hızıyla yeniden kuruluyor.

Bir tabela, bir duvar yazısı, bir bank… Hepsi bir sembole dönüşebiliyor. Yeter ki modanın içine sığsın. Kennedy Caddesi’ndeki Kızılay tabelası artık bir yön göstermiyor, bir kültürel rota çiziyor. “Bende buradayım” dedikleri o ironik, görünme biçimi burada vücut buluyor. Bu yön levhası, hem sıradanlığa hem de o sıradanlıkla barışan gençliğe ayna tutuyor. Bir yandan absürt, bir yandan içten; tıpkı günümüz trend olan şeyleri kendisi gibi. Genç kuşak için bu tür eylemler yalnızca eğlence değil, aynı zamanda sessiz bir direniş biçimidir. Etgar Keret der ki: ”Şaka zayıfın silahıdır”. Burada da aslında bunun varlığını bir nebze görebiliriz mizah ile var olma çabası ve alaya alma ışığında bir çeşit eylemler dizisi gerçekleşmektedir. Tek amaç bende varım, bende buradayım, bende görünürüm demektir; hayatın ağırlığına, politik gerginliklere, umutsuzluğa karşı bir ironik varoluş çabasıdır. Anlamı ciddiye almamak, aslında anlamın kendisini sorgulamanın bir yoludur.

Tabelayla fotoğraf çektirirken gülmek, “bu saçmalığın içinde hâlâ nefes alabiliyorum” demektir. Mizah bazen özgürlük değil, kaçış haline gelir. Görünürlük için yapılan mizah, bir süre sonra sistemin kendi reklamına dönüşür. Kızılay tabelası bu açıdan hem bir başkaldırının hem de bir teslimiyetin sembolüdür. Bir tabelanın bu kadar konuşulması bize şunu gösteriyor: Artık hepimiz görünür olmak istiyoruz ancak ne için göründüğümüzü unuttuk.

Her paylaşım, her fotoğraf, her “ben de oradaydım” cümlesi biraz daha boşlukla yankılanıyor. Sosyal medya çağında varlık, görünürlüğe indirgeniyor; görünürlük ise içerikten kopuyor. Bir tabela, bir “ben” aynasına dönüşüyor, o aynada ise herkes birbirine benziyor. Sonunda bu görünürlük hikâyesinden yüreği geriye şu kalıyor; bir yön levhası, bir ironik görsel, bir tabela, kalabalığın ortasında sessizce duran bir sembol… Ona bakan binlerce yüz, aslında kendilerine bakıyorlar. Kendini kanıtlamaya çalışan, var olmak için görünmeye mecbur bırakılmış yüzler…

Belki de o Kızılay tabelası Ankara’nın değil, çağımızın simgesidir. Bir yönü, sadece Kızılay’ı göstermez çünkü zaten herkesin yönü aynı yere dönmüştür: “Ekranın Soğuk Yüzüne”.

Bu tabelanın hikâyesi ve viral olması bize şunu hatırlatıyor:

 “Artık yolumuzu bulmak için değil, görünmek ve başkaları tarafından keşfedilmek için duruyoruz.”

YORUMLAR

5 adet yorum var

  1. Çok güzel yorumlamışsınız ve bakış açınız çok güzel başarılarınızın devamını diliyorum

  2. Günümüz toplumunun paranoyak ve islevsellikten uzak, kendi kendine edinim çabaları..

  3. Ayrıca yazıdaki vurgular yerinde ve akılcı ayak izlerini keşfetmemize yardımcı oluyor.. ayrıca yazi gençlerimizin ne kadar boslukta oluşunun da en bariz göstergelrinden oluşan bir tespitler yumağına dönüsmüs..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER