Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Dr. Bayram Şahin / Akademisyen
Dr. Bayram Şahin / Akademisyen

Düşüncenin Sınavı Hayattır

İnsan, düşündüğü kadar değil; düşündüğünü ne ölçüde hayata geçirebildiği kadar insandır. Zira düşünce, eyleme temas etmediği sürece zihnin güvenli mahzeninde saklanan bir niyet kırıntısından ibarettir. Düşünce–eylem tutarlılığı, ahlâkın en sessiz ama en acımasız imtihanıdır; insanı sözlerinden değil, tercihlerinden yargılar.

Felsefe tarihi bu gerilimin izleriyle doludur. Sokrates, bilgiyi erdemle özdeş kılarak bilenin doğruyu yapacağını savunur. Ne var ki modern insan, doğruyu bildiği hâlde yanlışı tercih edebilme kapasitesini geliştirmiştir. Bu noktada bilgi masumiyetini yitirir; çünkü bilip de yapmamak, bilmemenin değil, seçmemenin sonucudur. Tutarsızlık burada başlar: Zihin başka bir hayatı savunur, beden başka bir hayatı yaşar.

Düşünce ile eylem arasındaki kopuş çoğu zaman korkudan, konfordan ya da çıkar hesaplarından beslenir. İnsan, düşüncesini korumak için eylemden kaçtığında, aslında düşüncesini değil, rahatını korur. Bu kaçış, zamanla zihinsel bir ikiyüzlülüğe dönüşür: Söylenenle yapılan arasındaki mesafe büyüdükçe, kişi kendine yabancılaşır. Sartre’ın “kötü niyet” dediği şey tam da budur; insanın özgürlüğünü inkâr ederek sorumluluktan kaçması.

Oysa tutarlılık, kusursuzluk değildir. İnsan yanılabilir, tökezleyebilir; fakat düşüncesiyle eylemi arasındaki yön birliği bozulmadıkça ahlâkî çekirdeğini korur. Tutarlılık, her şartta aynı şeyi yapmak değil, her şartta aynı ilkeye sadık kalmaktır. İlke, eyleme pusula olur; rüzgâr sert estiğinde bile yönünü tayin eder.

Toplumsal düzlemde ise düşünce, “eylem tutarsızlığı”, güven krizinin ana kaynağıdır. Sözlerin itibarını kaybettiği yerde, hakikat gürültüye yenilir. Herkesin doğruyu söylediği ama kimsenin bedel ödemediği bir ortamda, doğru yalnızlaşır. Bu yüzden tarih, fikir üreticilerinden çok, fikrinin bedelini ödeyenleri hatırlar. Çünkü eylem, düşüncenin imzasıdır.

Son kertede düşünce–eylem tutarlılığı bir karakter meselesidir. İnsan, kendisiyle yaptığı sözleşmeye sadık kaldığı ölçüde haysiyet sahibidir. Düşünceyi eylemle mühürlemek cesaret ister; fakat bu cesaret, insanı çoğunluğun değil, hakikatin tarafına yerleştirir. Hakikat ise daima azınlıktadır; ama uzun vadede her zaman galiptir.
Tutarlılık, yüksek sesle konuşmak değildir; sessizce yaşamak, yaşadığını savunmaktır.

Ve belki de en sahici felsefe, kitaplarda değil bu sessiz sadakatin günlük hayatta tekrar tekrar seçilmesidendir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER