İbn Rüşd, âlemin öncesizliği (ezelîliği) ve sonradanlığı (hudûsu) meselesinin insan aklını zorlayan paradoksal bir yapıya sahip olduğunu belirtir. Bu problemi, âlemin öncesiz ya da sonradan yaratılmış olmasının mümkün olup olmadığına ilişkin bir dizi soru üzerinden ele alır ve bu şıklardan herhangi birini çelişkiye düşmeden savunmanın neredeyse imkânsız olduğunu söyler. Bu nedenle nihai hükmün vahye ait olduğunu kabul etmekle birlikte, meselenin aklî düzlemde yorumlanabileceğini savunur.
İbn Rüşd’e göre âlem ne tam anlamıyla öncesiz ne de gerçek anlamda sonradan yaratılmıştır. Âlem, bir fail tarafından yaratılmış olması bakımından sonradan yaratılmış varlığa; zamanla ilişkili olmaması ve bir şeyden meydana gelmemesi bakımından ise öncesiz varlığa benzer. Tartışmaların kaynağı da bu çift yönlü benzerliktir. Ona göre asıl zorunlu kabul, âlemin bir Yaratıcısının bulunduğu gerçeğidir; bundan sonraki anlaşmazlıklar büyük ölçüde kavramsal ve terminolojik farklılıklardan ibarettir.
Bu kavram karmaşasını aşmak amacıyla İbn Rüşd, sürekli-yaratma anlayışını önerir. Bu anlayışı, bir yandan fail–fiil–irade ilişkisi bağlamında Yaratıcı açısından, diğer yandan imkân kavramı çerçevesinde âlem açısından temellendirir. Aristoteles’in pasif İlk Muharrik anlayışından ayrılarak, Allah’ı âlemi yokluktan varlığa çıkaran gerçek ve etkin bir fail olarak tanımlar. Allah–âlem ilişkisi basit bir illet–ma‘lûl ilişkisi değildir; zira Allah’ın fiili, O’nun varlığı gibi süreklidir.
İbn Rüşd, fail kavramını ikiye ayırır: Varlığı sadece meydana getiren ve sonrasında etkisi sona eren fail ile, eserin varlığını sürekli kılan fail. Allah ikinci tür faildir ve en yetkin fail olarak fiili ile eseri arasında kopukluk düşünülemez. Bu nedenle âlemin varlığı, Allah’ın sürekli fiiline bağlıdır ve âlem bu anlamda süreklilik (devâm) taşır.

YORUMLAR