Bugün neredeyse her şirketin web sitesinde aynı kelimeyle karşılaşıyoruz: sürdürülebilirlik.
Sanki bu kelime, bir markanın hem vicdanını hem de vizyonunu temsil eden sihirli bir parola haline geldi. Ancak iş dünyasının rekabet, kâr ve büyüme temelleri üzerine kurulu doğasıyla “sürdürülebilirlik” kavramı arasında giderek büyüyen bir tezat da var.
Kimi zaman bu kelime, içi doldurulmadan, yalnızca bir pazarlama stratejisi olarak kullanılıyor. Şirketler “yeşil”, “çevreci” veya “etik üretim” gibi etiketlerle kendilerini parlatırken, perde arkasında hâlâ ucuz iş gücü, yüksek enerji tüketimi ve kısa vadeli kâr hırsı tüm ağırlığıyla hüküm sürüyor. Bu durumda sürdürülebilirlik, bir felsefe olmaktan çok bir “PR maskesi” haline geliyor.
Aslında tezatlık tam da burada başlıyor:
Bir yanda, doğayı, insanı ve geleceği korumak için uzun vadeli düşünmeyi gerektiren sürdürülebilirlik ideali;
diğer yanda, her çeyrekte daha yüksek kâr açıklamaya mecbur hisseden bir ekonomik sistem.
Bu iki yönelim birbirine zıt. Çünkü sürdürülebilirlik, doğası gereği sabır, özveri ve ölçülülük isterken, iş dünyası hız, rekabet ve büyüme üzerine inşa edilmiştir.
Kısacası şirketler, aynı anda hem “daha fazla üret” hem “daha az tüket” mesajlarını vermeye çalışıyorlar. Bu da günümüzün en büyük kurumsal çelişkisini yaratıyor.
Elbette istisnalar var. Gerçekten sürdürülebilirlik anlayışını iş modelinin temeline yerleştiren, kârı toplumsal faydayla dengelemeye çalışan şirketler de çoğalıyor. Ancak bunlar hâlâ sistemin geneline meydan okuyan küçük adımlar niteliğinde.
Belki de sormamız gereken soru şu:
“Sürdürülebilir iş” gerçekten mümkün mü, yoksa sürdürülebilirlik kavramı, mevcut ekonomik düzenin vicdanını rahatlatan bir illüzyon mu?
Gerçek sürdürülebilirlik, bir kavram olarak değil; bir cesaret meselesi olarak ele alınmalı. Çünkü bugün sürdürülebilir olmak, sadece doğayı korumak değil; kâr hırsına rağmen doğruyu savunmak, hızlı büyüme arzusuna rağmen yavaşlamayı seçebilmek anlamına geliyor.
Belki o zaman, iş dünyasında sürdürülebilirlik bir çelişki değil, bir dönüşüm hikâyesine dönüşebilir.

YORUMLAR