İnsanın en çetin savaşı çoğu zaman dışarıda değil, içeride yaşanır. Gürültüsü yoktur bu savaşın; kimse alkışlamaz, kimse görmez. Ama en çok iz bırakan da odur. Çünkü insan, başkalarına yenildiğinde yaralanır; kendine yenildiğinde ise eksilir.
Ben de bunu geç fark edenlerdenim.
Her şey masum bir cümleyle başladı: “Bir kere daha boşversem ne olur ki?”
O “bir kere”, sandığımdan daha tehlikeliydi. Günlere bölündü, haftalara uzandı, sonra da hayatın içine sinsice yerleşti. Disiplin dediğimiz şey, bir anda terk etmiyor insanı. Yavaş yavaş, fark ettirmeden çekiliyor. Küçük tavizlerle aşınıyor, sonra bir bakmışsın ortada yok.
En çok da şu gerçeği kabullenmek zor:
Kendi koyduğun sınırları ilk ihlal eden yine sensin.
“Yarın yaparım.”
“Şimdi canım istemiyor.”
“Zaten çok yoruldum.”
Bu cümleler tanıdık geliyorsa, insanın kendine karşı nasıl bir müsamaha gösterdiğini de anlamışsın demektir. Oysa mesele yorgunluk değil, mesele öncelik. Mesele zaman değil, mesele değer.
Çünkü insan, en çok kendine verdiği sözleri tutamadığında kırılıyor.
Bir başkası hayal kırıklığına uğrattığında öfke bir sığınak olur. Uzaklaşabilirsin, kapıyı kapatabilirsin. Ama kendin sözünden döndüğünde kaçacak bir yer yoktur. Aynı yüzle her gün karşılaşırsın. Aynı gözler sana aynı soruyu sorar:
“Ben kendime bunu neden yapıyorum?”
İşte o an, mesele disiplin olmaktan çıkar.
Mesele, insanın kendine biçtiği değere dönüşür.
Eğer gerçekten değer veriyorsan kendine, koyduğun sınırlar birer engel değil, birer muhafızdır. Seni kısıtlamak için değil, seni korumak için vardırlar. Ama insan bazen en çok kendini koruması gereken yerden yara alır.
Eskiden disiplin bana zincir gibi gelirdi.
Özgürlüğümü elimden alan bir güç gibi…
Oysa şimdi anlıyorum:
Asıl özgürlük, her istediğini yapabilmek değil; yapmaman gereken şeyi de yapmayabilmektir.
Kendine “dur” diyebilmek, iradenin en saf halidir.
Pişmanlıklarım var.
“Keşke daha erken fark etseydim” dediğim çok şey…
Ama bir yandan da biliyorum ki insanın uyanışı, zamanla değil farkındalıkla ölçülür. Ve insan, kendine değer vermeye başladığı an değişim başlar.
Artık kendime söz veriyorum.
Ama bu sefer sessizce…
Büyük cümleler kurmadan, kimseye ilan etmeden, gösterişsiz ama sağlam adımlarla. Çünkü disiplin, gürültüyle değil; tekrar eden doğrularla inşa edilir.
Ve belki de ilk defa şunu hissediyorum:
İnsan, kendine verdiği sözleri tutmaya başladığında…
Kendi içinde yeniden doğar.Ben şimdi o doğumun eşiğindeyim.

YORUMLAR