Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
İlarya Atmaca / Yazar
İlarya Atmaca / Yazar

Ankh…

İnsanlık tarihinin en eski fısıltılarından biri. Bir taşın üzerine kazınmış, bir duvarın gölgesinde saklanmış, tanrıların ellerinde taşınmış bir işaret. Ama o yalnızca bir sembol değildir; o, yaşamın kendisine verilmiş bir şekildir.

Ankh, eski Antik Mısır’ın kalbinde doğdu. Nil’in taşkınlarıyla hayat bulan topraklarda, ölümle yaşamın iç içe geçtiği bir dünyada… İnsanlar güneşi her doğuşunda yeniden bir mucize gibi karşılarken, ölümün de bir son değil, başka bir başlangıç olduğuna inanıyorlardı. İşte ankh, bu inancın şekle bürünmüş hâliydi.

Üst kısmındaki oval halka… Sonsuzluğu simgeler derler. Bir başlangıcı olmayan, sonu da olmayan bir döngü. Altındaki dik çizgi ise yaşamın kendisi gibidir; aşağı doğru uzanan, köklenen, dünyaya bağlanan bir yol. Ve yatay çizgi… belki de insanın o yol üzerindeki denge arayışı.

Ama ankh’ı yalnızca çizgilerle açıklamak, bir şiiri kelimelere indirgemek gibidir.
Onu en çok, tanrıların ellerinde görürüz. Özellikle Osiris ve Isis, bu sembolü dudaklara uzatır gibi tutarlar. Sanki yaşamı bir nefes gibi insana üflüyorlardır. Çünkü ankh, yalnızca yaşamak değil; yaşatmak demektir. Bir kalbe atmayı öğretmek, bir ruha var olmayı hatırlatmak…

Eski Mısırlılar için ölüm, karanlık bir son değildi. Bir kapıydı. Ve o kapının anahtarı da çoğu zaman ankh olarak tasvir edilirdi. Bu yüzden ankh’a “yaşamın anahtarı” da denir. İnsan öldüğünde, ruhunun başka bir âleme geçeceğine inanılırdı. Ve bu geçişte, ankh bir rehber gibi düşünülürdü.

Bazı anlatılarda, ankh’ın formu kadın ve erkeğin birleşimini simgeler. Üstteki halka, rahmi; alttaki çizgi ise eril gücü temsil eder. Yani yalnızca yaşamı değil, yaşamın kaynağını anlatır. Birlikten doğan varoluşu… Bu yüzden ankh, hem fiziksel hem ruhsal bir doğumun sembolüdür.
Yüzyıllar geçti. Medeniyetler yıkıldı. Tapınaklar kumların altında kaldı. Ama ankh kaybolmadı. O, zamanın içinden geçerek bugüne ulaştı. Bugün hâlâ boyunlarda bir kolye, bir dövme, bir çizim olarak karşımıza çıkar. Belki artık kimse ona eski anlamlarıyla bakmıyor… Ama yine de ona dokunan herkes, farkında olmadan o kadim fısıltıya kulak verir.

Çünkü ankh, aslında şunu anlatır:
Yaşam, yalnızca nefes almak değildir.
Yaşam, sonsuz bir döngünün içinde var olmayı kabul etmektir.
Ölümü bile bir parça hayat sayabilmektir.
Ve belki de en çok şunu söyler, sessizce:
“Sen sandığından daha eskisin…
ve sandığından çok daha uzun yaşayacaksın.”

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER