Modern insanın en masum görünen saplantılarından biri “kendini geliştirme” takıntısıdır. İlk bakışta itiraz edilecek bir şey yok: İnsan okumalı, öğrenmeli, daha sağlıklı yaşamalı, kendini tanımalı, mesleğinde ilerlemeli. Bunların hepsi değerlidir. Fakat bugün mesele gelişim değil; gelişim adı altında hiç bitmeyen bir yetersizlik duygusunun pazarlanmasıdır. İnsan artık daha iyi olmak için değil, olduğu haliyle kendine katlanamadığı için kendini geliştirmeye çalışıyor.
Kişisel gelişim dili bize sürekli aynı mesajı veriyor: Daha erken kalk, daha çok oku, daha fit ol, daha üretken ol, daha sakin ol, daha bilinçli ol, daha başarılı ol. Sabah rutinin eksik, nefes pratiğin yok, yeterince kitap okumuyorsun, zamanını iyi yönetmiyorsun, potansiyelini harcıyorsun. Bu cümlelerin her biri tek başına faydalı görünebilir; fakat toplamda insanın içine şu duyguyu yerleştirir: “Ben hâlâ yeterli değilim.” Böylece gelişim, özgürleştiren bir süreç olmaktan çıkar; bitmeyen bir kendini düzeltme zorunluluğuna dönüşür.
Burada temel sorun şu: Kendini geliştirmek ile kendinden kaçmak birbirine karışmıştır. İnsan gerçekten merak ettiği için mi okuyor, yoksa eksik hissetmemek için mi? Gerçekten sağlıklı olmak için mi spor yapıyor, yoksa bedeninden utandığı için mi? Gerçekten daha iyi bir hayat kurmak için mi çalışıyor, yoksa durduğu anda içindeki boşluğu duyacağı için mi? Bu sorular rahatsız edicidir ama gereklidir. Çünkü her “gelişim” davranışı sağlıklı değildir. Bazen insanın sürekli kendini geliştirmesi, aslında kendiyle temas etmekten kaçmasının daha saygın bir biçimidir.
Bu takıntının arkasında çoğu zaman kırılganlık vardır. Kişi sıradan olmayı taşıyamaz. Eksik, yorgun, kararsız, başarısız, dağınık ve sınırlı bir insan olma gerçeği ona ağır gelir. Bu yüzden kendini sürekli bir projeye çevirir. Hayat artık yaşanacak bir şey değil, optimize edilecek bir sistemdir. Uyku bile performans içindir. Dinlenme bile verimlilik için yapılır. Spor, sağlık kadar imaj içindir. Okuma, derinleşmek kadar “kendini değerli hissetmek” içindir. Kişi gelişir gibi görünür; ama aslında kendi üzerinde acımasız bir denetim kurar.
Bu kültürün en sinsi tarafı, insanı sürekli gelecekteki ideal benliğe mahkûm etmesidir. “Biraz daha düzeldiğimde rahatlayacağım.” “Biraz daha başarılı olduğumda kendimi seveceğim.” “Biraz daha disiplinli olduğumda hayata başlayacağım.” Hayır. Böyle bir gün çoğu zaman gelmez. Çünkü mesele gerçek bir hedef değil, içsel yetersizlik duygusudur. Hedefe ulaşıldığında kısa bir rahatlama olur; sonra yeni bir eksik bulunur. Bu döngüde insan büyümez, sadece kendini daha sofistike biçimde cezalandırmayı öğrenir.
Elbette burada tembelliği, savrukluğu ya da sorumsuzluğu aklamıyoruz. İnsanın kendini geliştirmesi gerekir. Disiplin, emek, öğrenme ve çaba olmadan olgunluk olmaz. Fakat sağlıklı gelişim ile patolojik gelişim takıntısı arasındaki fark şudur: Sağlıklı gelişim, insanın kendisiyle ilişkisini güçlendirir; patolojik gelişim takıntısı, insanın kendisine tahammülsüzlüğünü büyütür. Sağlıklı gelişimde kişi hata yapabilir, dinlenebilir, sıradan kalabilir. Patolojik gelişimde ise her boşluk suçluluk, her aksama çöküş, her eksik utanç üretir.
Bu çağın insanı kendine şunu sormak zorunda: Ben gerçekten gelişmek mi istiyorum, yoksa kendimden kurtulmak mı? Çünkü ikisi aynı şey değildir. Kendinden kurtulmak isteyen insan ne kadar ilerlerse ilerlesin huzur bulamaz. Kendini tanımak isteyen insan ise sınırlılıklarını da hesaba katar. Bazen büyüme, yeni bir beceri edinmek değil; kendi eksikliğini felaket gibi yaşamamayı öğrenmektir. Bazen gelişim, daha fazla şey yapmak değil; artık kendine saldırmadan durabilmektir.
Son söz şu: Kendini geliştirme arzusu değerli olabilir; ama insanı pazara çevirdiğinde zehirli hale gelir. Her an daha iyi, daha üretken, daha başarılı, daha sağlıklı, daha bilinçli olmak zorundaymış gibi yaşamak olgunluk değil, içsel baskıdır. İnsan bir proje değildir. Sürekli optimize edilmesi gereken bir makine hiç değildir.
İnsan bazen dağınık, bazen yorgun, bazen eksik, bazen yavaş bir varlıktır. Asıl mesele bu gerçeği inkâr etmek değil; bunun içinden daha sahici bir hayat kurabilmektir. Gelişmek iyidir. Ama kendini olduğu haliyle taşıyamayan insanın gelişimi de çoğu zaman özgürlük değil, esaret üretir.

YORUMLAR