İlk defa bir Ramazan ayında İstanbul’da bulundum. Bu şehrin Ramazan’ı nasıl yaşadığını görmek doğrusu merak ettiğim bir tecrübeydi. İstanbul benim nazarımda hep hızlı, kalabalık ve telaşlı bir şehirdir. Günün her saatinde hareketin bitmediği, insanların bir yerlere yetişmeye çalıştığı, günün her saatinde hareketin bitmediği bir şehir. Ramazan ayında ise İstanbul bana bambaşka bir yüzünü gösterdi. Normalde hızlı ve tempolu bir şehir olan İstanbul’un, Ramazan’la birlikte sanki biraz yavaşladığını hissettim. Günün koşuşturması tamamen kaybolmasa da şehrin üzerinde daha sakin, daha huzurlu bir atmosfer oluşuyor. İnsanların yürüyüşünde, konuşmasında, hatta sokakların genel havasında bile daha dingin bir ritim hissediliyor. Belki de bunun en güzel tarafı, bu huzurun yalnızca camilerde değil, şehrin genelinde hissedilmesi. Ramazan, İstanbul’un gündelik telaşının üzerine ince bir sükûnet perdesi indiriyor gibiydi. Ramazan, İstanbul’un gündelik telaşının üzerine ince bir sükûnet perdesi indiriyor gibiydi. Ramazan’ın İstanbul’da bıraktığı iz yalnızca şehrin temposunda değil, görüntüsünde de kendini gösteriyor. Akşam vakti camilerin minareleri arasında asılı duran mahyalar, şehrin semasına adeta Ramazan’ın imzasını atıyor. İstanbul’un farklı semtlerinde camilerin minareleri arasından yükselen bu ışıklı yazılar, Ramazan gecelerine ayrı bir ruh katıyor. Bir yandan şehrin kalabalığı devam ederken, bir yandan da o mahyaların verdiği huzurlu görüntü insanı ister istemez durup bakmaya davet ediyor. Valide-i Cedid Camii’nin Ramazan için yapılan süslemeleri bu atmosferi daha da belirgin hale getiriyor. Caminin çevresindeki ışıklar ve süslemeler, Ramazan’ın yalnızca bir zaman dilimi olmadığını, aynı zamanda şehrin mimarisine, sokaklarına ve gecelerine yansıyan bir kültür olduğunu hissettiriyor. İstanbul’da Ramazan sadece yaşanan bir ay değil, aynı zamanda görülen, gösterilen, hissedilen ve şehrin siluetine kadar işleyen bir zaman gibi duruyor. Minareler arasındaki mahyalar, süslenen camiler ve akşamın serinliğinde yavaşlayan şehir… Bütün bunlar bir araya gelince İstanbul’un Ramazan geceleri bambaşka bir manzaraya bürünüyor. Minareler arasındaki mahyalar, süslenen camiler ve akşamın serinliğinde yavaşlayan şehir… Bütün bunlar bir araya gelince İstanbul’un Ramazan geceleri bambaşka bir manzaraya bürünüyor. Bu atmosferi en canlı şekilde hissedebildiğim yerlerden biri ise hiç şüphesiz Eyüp Sultan Camii ve çevresi oldu. İftarın ardından Eyüp Sultan’a çıkan sokaklar kısa sürede canlanıyor. İnsanlar camiye doğru yürürken sokaklarda tatlı bir hareketlilik başlıyor. Kalabalık artıyor ama bu, İstanbul’un alışık olduğumuz telaşlı kalabalıklarından farklı bir kalabalık. Gürültülü değil, aceleci değil, aksine sakin, huzurlu ve bir o kadar da canlı bir kalabalık.mSokaklarında mısır tezgâhları, salep kazanları, macun satıcıları… Ramazan akşamlarının o kendine has görüntüsü burada adeta vücut buluyor. Bu küçük tezgâhların etrafında toplanan insanlar, sohbet eden aileler, camiye doğru ağır ağır ilerleyen kalabalık, bütün bunlar insana sanki geçmiş zamanların Ramazan gecelerinden kesitler sunuyor.
Eyüp Sultan’ın ışıl ışıl Ramazan süslemeleriyle aydınlatılan sokakları ve gecenin ilerleyen saatlerine kadar süren bu canlılık, insana sadece İstanbul sokaklarında değil, bir geleneğin, bir hatıranın içinde yürüyormuş hissi veriyor. Belki de bu yüzden, Ramazan gecelerinde Eyüp Sultan sokaklarında dolaşırken insan kendini biraz geçmişte, biraz da bugünün içinde hissedebiliyor.
Eyüp Sultan sokaklarında hissedilen o canlı ve huzurlu atmosfer, Ramazan’ın İstanbul’da sadece sokaklarda değil, insanların ruh hâlinde de kendini gösterdiğini düşündürüyor. Bu hissi en belirgin şekilde gözlemlediğim yerlerden biri ise Fatih Camii ve çevresi oldu.
Ramazan vesilesiyle caminin çevresinde kurulan kitap fuarı, buraya gelen insanlara farklı bir hareketlilik kazandırıyor. Ancak bu hareketlilik, alışık olduğumuz kalabalık telaşından oldukça uzaktı. İnsanlar kitap tezgâhlarının önünde ağır ağır dolaşıyor, sayfaları karıştırıyor, kimi zaman sohbet ederek kimi zaman sessizce kitapları inceliyor. Bu manzara, Ramazan’ın sadece bir ibadet ayı değil, aynı zamanda düşünmeye, okumaya ve tefekküre de kapı aralayan bir zaman olduğunu hatırlatıyor. Caminin avlusunda ve çevresinde dolaşan kalabalık ise oldukça sakin ve ağırbaşlı… İnsanların yüzlerinde belirgin bir acele değil, daha çok huzurlu bir sükûnet hissediliyor. Belki de Ramazan’ın en güzel taraflarından biri tam da burada ortaya çıkıyor. İnsanları bir araya getirirken onları biraz yavaşlatması, gündelik hayatın telaşı içinde kaybolan o iç huzuru yeniden hatırlatması. Fatih Camii’nin çevresinde dolaşırken, İstanbul’un kalabalık bir şehir olmasına rağmen Ramazan’da nasıl farklı bir ruh hâline bürünebildiğini bir kez daha hissetmek mümkün oluyor.
İstanbul’da dolaşırken fark ettiğim bir başka şey ise İstanbul’un kedileri oldu. Bu şehirde kedilerin hayatın ne kadar içinde olduğunu görmek gerçekten dikkat çekiciydi. Sokak başlarında, dükkân önlerinde, park köşelerinde ve hatta cami avlularında bile karşınıza mutlaka birden çok kedi çıkıyor. İstanbul’daki bu yoğun kedi varlığı ilk başta insanı şaşırtıyor ancak kısa bir süre sonra onların bu şehrin gündelik hayatının doğal bir parçası olduğunu fark ediyorsunuz. İnsanların kedilere olan yaklaşımı da oldukça sıcak bir şekilde oluyordu.
Ramazan günlerinde ise bu manzara sanki daha da sakin bir hâl alıyor. Camilerin avlusunda, sokakların kenarında ya da insanların arasında dolaşan kediler bile şehrin o huzurlu atmosferine uyum sağlamış gibi duruyorlar. Sanki İstanbul’un Ramazan’daki dinginliği yalnızca insanlara değil, şehrin bütün canlılarına da yansıyordu. Bu yüzden İstanbul sokaklarında dolaşırken zaman zaman kedilere bakıp aynı şeyi düşündüm. Bu şehirde Ramazan sadece insanlar tarafından değil, adeta bütün şehir tarafından yaşanıyor.
İstanbul’da geçirdiğim bu Ramazan günleri içinde hafızamda yer eden küçük ama hoş bir hatıra da oldu. Bir sabah namazı vakti Eyüp Sultan Camii’nde bulunduğum sırada, Galatasaray’ın kaptanlarından Abdülkerim Bardakçı ile karşılaşmak benim için beklenmedik ama güzel bir anı olarak kaldı. Bir Galatasaraylı olarak böyle bir karşılaşmanın Ramazan sabahında, üstelik Eyüp Sultan gibi manevî atmosferi güçlü bir mekânda yaşanması o anı benim için daha da anlamlı hale getirdi. Elbette bu küçük hatıra, İstanbul’da Ramazan’ın bıraktığı genel hissin sadece bir parçasıydı. Bazen bir şehirde geçirilen zaman, büyük olaylardan çok böyle küçük karşılaşmalar ve sade anlarla hafızada yer ediyor. Eyüp Sultan’da sabahın erken saatlerinde camiden çıkan insanların dinginliği, sokakların henüz uyanmamış hâli ve Ramazan’ın verdiği o sakin atmosfer, İstanbul’un bu ayda gerçekten farklı bir ruh hâline büründüğünü bir kez daha hissettiriyordu
Bir Ankaralı olarak İstanbul’da, özellikle de Eyüp Sultan çevresinde Ramazan geçirmek benim için oldukça güzel bir tecrübe oldu. Şehrin hızlı ve kalabalık görüntüsünün arkasında, Ramazan’la birlikte ortaya çıkan o huzurlu ve manevi atmosferi görmek, İstanbul’a bambaşka bir gözle bakmamı sağladı. Belki de bu yüzden İstanbul’da Ramazan sadece yaşanan bir zaman değil, hissedilen, hatırlanan ve insanda iz bırakan bir mevsim gibi geliyor.

Güzel bir gezi yazısı olmuş tebrikler…
Zaten diğerleri şehir ise, İstanbul sanattır…
Ankaralı olarak İstanbul’a gidip gelmiş kadar olduk