Bazı aşklar vardır; yaşanmaz, anlatılmaz, hatta fark edilmez. Ama yine de bir insanın bütün ömrünü doldurur. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, tam da böyle bir aşkın sessiz ama yakıcı hikâyesini anlatır.
Bir kadın düşün… Hayatının en güzel yıllarını, kalbinin en derin duygularını tek bir adama adar. Fakat o adam, onun varlığını bile tam anlamıyla fark etmez. Kadın için her bakış bir umut, her karşılaşma bir mucize gibidir. Adam içinse bu anlar sıradan bir günün unutulan ayrıntılarıdır. İşte bu dengesizliğin içinde büyüyen bir aşk vardır: karşılık beklemeden, tanınmadan, hatta hatırlanmadan sevmenin acısı.
Kadın, hayatı boyunca sevdiği adamın gölgesinde yaşar. Onu uzaktan izler, onun hayatındaki küçük bir an olabilmek için kendi hayatını sessizce tüketir. Fakat sevdiği adam hiçbir zaman bu aşkın büyüklüğünü görmez. Çünkü bazı sevgiler, kendini göstermek için değil; sadece var olmak için yaşar.
Mektup, bir itiraf değildir yalnızca. Aynı zamanda bir vedadır. Kadının yıllarca içinde sakladığı duyguların, kelimelere dönüşmüş son nefesidir. Satırlar ilerledikçe insan şunu fark eder: Bu hikâyede en acı olan şey karşılıksız aşk değil; bir insanın bütün hayatının, sevdiği kişinin haberi bile olmadan geçip gitmesidir.
Ve mektup bittiğinde insanın içinde tuhaf bir sessizlik kalır. Çünkü herkes hayatında bir kez de olsa şu soruyu sorar:
“Acaba birinin hayatında, farkında bile olmadığım kadar büyük bir yerim oldu mu?”
Belki de bu kitabın en sarsıcı yanı tam olarak budur:
Bazı aşklar yaşanmaz… sadece bir ömür boyunca kalpte saklanır.

YORUMLAR