Ebu Hatim, Tanrı’nın mutlak aşkınlığını temellendirmek için Yeni Eflatuncu (Neoplatoncu) soyutlama anlayışından yararlanır. Bu çerçevede Tanrı’nın Kur’an’da kendisini “vâhid” (bir) ve “ehad” (tek) olarak adlandırmasını felsefi olarak yorumlar.
Ona göre Tanrı zatı itibarıyla bir ve tektir; ancak bu birlik sıradan sayısal bir birlik değildir. Çünkü “bir”e herhangi bir sıfat eklemek, o sıfatı Tanrı’nın zatından ayrı bir unsur hâline getirir ve bu da çokluğu ima eder. Böylece Tanrı hakkında sıfatlardan söz etmek, onun mutlak birliğini zedeler. Bu nedenle Ebu Hatim’e göre Allah hiçbir sıfatla nitelendirilemez; zira sıfatlandırma, ikiliği ve çoğulluğu beraberinde getirir.
Sayı anlamında “bir”, kendisinden önce başka bir sayının bulunmadığını ve bütün sayıların ondan türediğini ifade eder. Bu durum, Tanrı’nın yaratıcı, başlangıçsız ve her şeyden önce olduğuna işaret eder. Ancak Ebu Hatim burada daha ileri bir ayrım yapar:
• Vâhid (bir): Sayı kabul eden, matematiksel anlamda birliğe işaret eder.
• Ehad (tek): Sayı değildir, sayı kabul etmez ve bölünmeye elverişli değildir.
Bu nedenle “ehad”, “vâhid”den daha mükemmel bir birliktir. Çünkü “bir” çoğalmaya elverişli bir başlangıçtır; oysa “tek” mutlak ve bölünmez birliği ifade eder. Bu yüzden Tanrı için “O tektir ama sayı yönünden değil” denir.
Sonuç olarak Ebu Hatim, Tanrı’nın birliğini:
• Sayısal olmaktan arındırılmış,
• Sıfatlardan bağımsız,
• Mutlak ve aşkın bir birlik
olarak temellendirir. Bu yaklaşım, İslam düşüncesindeki tenzih (Tanrı’yı her türlü sınırlamadan uzak tutma) anlayışının güçlü bir felsefi ifadesidir.

YORUMLAR