Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Sıla Şentekin / Yazar
Sıla Şentekin / Yazar

Yokluğumda Hiç, Varlığımda Yük

Zor zamanlar insanın aynasıdır; kimlerin gerçekten var olduğunu, kimlerin sadece görüntüden ibaret kaldığını acımasız bir berraklıkla gösterir. O aynaya bakınca gördüğüm yüzler, iyi günlerin ışığında parlayan ama karanlıkta silinip giden gölgelerden ibaretti.

İnsanın en ağır yükü, yalnız kalmak değildir; yanlış insanlarla kalabalık sanrısı yaşamaktır. Yanımda sandıklarımın yokluğuyla öğrendiğim bir gerçek var: Sessizlik bile, sahte dostluklardan daha dürüst.

Kötü günlerimde ortadan kaybolanlar, iyi günlerimde karşıma geçip tebessüm eden maskelerle beliriyor. O gülüşler, sıcaklıktan değil, hesap kitap kokan bir soğukluktan doğuyor. Ve insan, bir süre sonra bu yapaylığı tanıyacak kadar olgunlaşıyor.

Bazıları var ki, varlıklarıyla yoklukları arasında hiçbir fark yok. Hatta yoklukları daha az yorucu. Çünkü insan, en azından eksikliğe alışabiliyor; ama sahte varlıkların yarattığı hayal kırıklığı, sürekli taze kalan bir yara gibi.

Dostluk dediğin şey, zor zamanın yükünü birlikte taşımaktır. Ama bazıları yükü görünce yönünü değiştirir, sonra yol düzeldiğinde tekrar belirir. İşte o an anlarsın ki, onlar yoldaş değil, fırsatın gölgesinde büyüyen geçici yolcular.

İyi günümde yanımda duranlara değil, kötü günümde kaybolanlara bakıyorum artık. Çünkü insanın değeri, alkışın ortasında değil, sessizliğin içinde ölçülür.

Sahte gülüşler, en çok gerçeği bilen gözleri rahatsız eder. O yüzden bazı bakışlarım ağır gelir onlara; çünkü içlerinde sakladıkları boşluğu görürüm. Ve bu, en çok onların huzurunu kaçırır.

Kimseye bir şey anlatma ihtiyacı hissetmiyorum artık. Çünkü gerçekler, açıklamaya ihtiyaç duymaz. Kendini belli eder; tıpkı yoklukta kaybolanların kimliğini ele vermesi gibi.

Bir zamanlar değer verdiğim insanların, aslında sadece alışkanlık olduğunu fark etmek kolay olmadı. Ama insan, bazı bağları koparmadan nefes alamıyor.

Şimdi geriye dönüp baktığımda, en büyük hatamın herkesi kendim gibi sanmak olduğunu görüyorum. Oysa bazıları için insanlık, sadece kelimede kalan bir süs.

İyi günlerde kalabalık olan çevreler, kötü günlerde hızla seyrelir. Ve o kalan boşluk, aslında en doğru tabloyu çizer. Çünkü fazlalıklar gider, gerçek olan kalır — ya da hiçbir şey kalmaz.

Bazı insanlar vardır, varlıklarıyla değer katmaz; sadece eksiltir. Onlar hayatın içinde değil, sadece etrafında dolaşır. Ne bir iz bırakırlar ne de bir anlam.

Kırılmak, insana çok şey öğretir. Ama en çok da kime dönüp bakmaması gerektiğini öğretir. Çünkü bazı kapılar bir kez kapanınca, ardına bakmak sadece vakit kaybıdır.

Artık kimseye kızmıyorum. Çünkü herkes, kapasitesi kadar insan. Kimi derin, kimi yüzeysel… Kimi gerçek, kimi ise sadece iyi günlerin dekoru.

Edepsizlik, çoğu zaman sadece bir davranış değil, bir zaman ve zemin körlüğüdür. Nerede susulacağını, nerede geri durulacağını bilmeyenlerin; her ortamda aynı yüzsüz rahatlıkla var olmaya çalışmasıdır. Çünkü bazıları için ölçü yoktur, sınır yoktur, incelik yoktur. En olmadık anda sahneye çıkıp kendini göstermeyi marifet sanan bu tavır, aslında insanın kendi boşluğunu ele verir. Ve insan, zamanla anlar ki; edep dediğin şey öğrenilmediğinde, en çok sahibini küçük düşürür.

Ve ben, hayatımın bu noktasında şunu net biliyorum:

Kötü günümde yanımda olmayan, iyi günümde karşıma çıksa da sadece bir yabancıdır.

Üstelik en tanıdık görünen yabancı.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER