Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Miraç Özmen / Araştırmacı,Yazar
Miraç Özmen / Araştırmacı,Yazar

Varoluşsal Kriz Dönemlerinde Partneri Suçlama

Hayatın bazı dönemleri vardır; insan sabah uyandığında bile neye mutsuz olduğunu tam olarak bilemez. Her şey yerli yerindedir aslında. İş vardır, ev vardır, düzen vardır. Ama içeride tarif edilemeyen bir boşluk dolaşır durur. İşte tam da o zamanlarda birçok insanın yaptığı ortak bir hata vardır: Kendi içinde yaşadığı krizin faturasını partnerine kesmek.

Çünkü insan, içindeki karmaşayla yüzleşmek yerine onu en yakınındaki insana yüklemeyi seçer. Kendisini yoran şeyin birlikte olduğu insan olduğunu düşünmeye başlar. Bir zamanlar huzur bulduğu ses rahatsız etmeye, güldüğü şakalar sıradan gelmeye başlar. Oysa çoğu zaman değişen partner değildir; değişen insanın kendi iç dünyasıdır.

Varoluşsal kriz garip bir misafirdir. Geldiğinde insanın hayatındaki her şeyi sorgulatır. Yaşadığı şehri, yaptığı işi, kurduğu arkadaşlıkları ve hatta sevdiği insanı bile. Bir anda “Acaba yanlış insanla mı birlikteyim?” sorusu belirir. Fakat çoğu zaman asıl soru şudur:

“Acaba ben kendi hayatımı istediğim gibi mi yaşıyorum?”

Ne yazık ki bu sorunun cevabı partnerden daha zordur. Çünkü o noktada insanın aynaya bakması gerekir. Eksik kalan hayallerine, ertelenen hedeflerine, kaçtığı gerçeklere bakması gerekir.

Bir ilişki bazen sorunlu olabilir, evet. Ama her huzursuzluk ilişkinin suçu değildir. İnsan bazen kendi içindeki savaşı partnerinin üzerine yansıtır. Onu eleştirir, uzaklaşır, suçlar. Sonra da rahatlayacağını sanır. Fakat insan kendinden kaçamadığı için o boşluk da peşinden gelmeye devam eder.

Daha da kötüsü, bazı insanlar bunu bir alışkanlık haline getirir. Kendi öfkesini, tatminsizliğini ve mutsuzluğunu sürekli partnerinin üzerine boşaltır. Sonra da bunu açıklamak için “Psikolojik sorunlarım var”, “Zor bir dönemden geçiyorum” gibi cümlelerin arkasına saklanır. Kimsenin yaşadığı psikolojik zorluklar küçümsenemez. Ancak psikolojik sorunlar, sevdiğini iddia ettiğin bir insana zulmetmenin bahanesi değildir. Sürekli kırmak, aşağılamak, manipüle etmek, değersiz hissettirmek ve sonra da bunu kendi sorunlarına bağlamak sorumluluk almak değil, sorumluluktan kaçmaktır.

Yıllar içinde şunu öğrendim: Hayatında anlam eksikliği yaşayan insan, önce ilişkisini sorgular. Çünkü en yakındaki hedef odur. Oysa bazen ilişkiyi değil, hayatın yönünü değiştirmek gerekir.

Aynı şekilde, bazı insanlar sevgiyi sahip olmakla karıştırır. “Seni seviyorum” derken karşısındaki insanın özgüvenini yerle bir eder, sınırlarını ihlal eder, ruhunu yorar. Sonra da bütün bunları sevgi adı altında meşrulaştırmaya çalışır. Oysa sevgi, bir insanı küçültmek değil büyütmektir. Sürekli zarar veren, yıpratan ve tüketen davranışların adı sevgi değildir.

Bu yüzden kendinizi sürekli partnerinizi suçlarken buluyorsanız, bir an durup düşünün. Belki de problem karşınızdaki insan değildir. Belki de içinizde cevap bekleyen başka sorular vardır.

Çünkü insanın kendi içinde çözemediği meseleler, en çok sevdiği insanın kapısını çalar. Ve eğer kişi bunun sorumluluğunu almak yerine bütün yükü partnerine yıkıyorsa, ortada sadece bir kriz değil, başkasına ödetilmeye çalışılan bir bedel vardır. Hiç kimse bir başkasının çözülmemiş sorunlarının hedef tahtası olmak zorunda değildir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER