Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Miraç Özmen / Araştırmacı,Yazar
Miraç Özmen / Araştırmacı,Yazar

Ebeveyn Küslüğü ve Görünmeyen Yaralar

Çocuk yetiştirmek, insanın hayatta üstlendiği en büyük sorumluluklardan biri. Ne var ki en çok iyi niyetle yapılan hatalar da burada ortaya çıkıyor. Anne baba, “terbiye ediyorum” zannederken aslında çocuğun ruhuna görünmez izler bırakabiliyor. Özellikle de küserek ceza verme yöntemi… Yani çocuğa sırt dönmek, konuşmamak, yok saymak.

Geleneksel anlayışta bu yöntem sık görülür: “Benimle konuşma!”, “Git odana!”, “Ben sana küstüm.” Dışarıdan bakınca zararsız gibi durur. Oysa bilimsel araştırmalar bu sessizliğin çocuk için bir duvar değil, bir uçurum olduğunu söylüyor.

Amerikalı psikolog John Bowlby’un geliştirdiği bağlanma kuramına göre çocuk için ebeveynle kurulan duygusal bağ, güvenli limandır. Çocuk hata yaptığında bu limanın kapıları kapanıyorsa, beyninde şu mesaj oluşur: “Ben yanlış yaptım” değil, “Ben değersizim.” Bağ kesintiye uğradığında çocuk davranışını değil, varlığını sorgular.

Benzer şekilde Mary Ainsworth’ün bağlanma üzerine yaptığı deneyler, ebeveynin tutarsız ya da geri çekilen tavrının çocukta kaygılı bağlanma geliştirdiğini gösterir. Yani çocuk büyüdüğünde ya aşırı onay arayan biri olur ya da duygusal mesafeyi savunma mekanizması haline getirir.

İşin nörobilim tarafı daha da çarpıcı. Edward Tronick’in “Still Face Experiment” adlı çalışmasında anne, birkaç dakika boyunca bebeğine ifadesiz ve tepkisiz kalır. Bebek önce gülümser, sonra huzursuz olur, en sonunda ağlamaya başlar. Yani bir bebeğin bile birkaç dakikalık duygusal kopuşa verdiği tepki ortadayken, günlerce süren küslüklerin çocukta nasıl bir içsel fırtına yarattığını düşünmek zor değil.

Küserek ceza vermenin olumsuz etkileri genellikle şu başlıklarda toplanır:
• Değer algısının zedelenmesi: Çocuk sevgiyi koşullu zanneder.
• Yoğun kaygı: “Bir daha beni severler mi?” korkusu yerleşir.
• İletişim problemleri: Büyüdüğünde sorun çözmek yerine geri çekilmeyi öğrenir.
• Öfke birikimi: Dışa vuramazsa içe atar; ya bastırılmış bir yetişkin olur ya da patlayıcı biri.

Araştırmalar şunu gösteriyor: Fiziksel ceza kadar, hatta bazı durumlarda ondan daha yıkıcı olan şey duygusal ihmal ve duygusal geri çekilme. Çocuk için ebeveynin sessizliği, bağın tehdit altında olduğu anlamına gelir. Beyin bunu sosyal reddedilme olarak algılar ve sosyal reddedilmenin beyinde fiziksel acıyla benzer bölgeleri aktive ettiği bulunmuştur.

Peki doğru olan ne?

Geleneksel disiplin anlayışının özü aslında kötü değildir: Sınır koymak, saygıyı öğretmek, sorumluluk kazandırmak. Ama yöntem değişmeli. Küsmek yerine konuşmak. Yok saymak yerine hatanın sonucunu net biçimde göstermek. Ceza değil sonuç odaklı yaklaşım. Davranışı eleştirmek ama çocuğun değerini asla tartışmaya açmamak.

 

Şunu unutmayalım: Çocuk, anne babasının yüzünde kendini görür. O yüz kapandığında dünya kararır. Ama o yüz net ve kararlı kaldığında, çocuk sınırın içinde büyür, güvenin içinde güçlenir.

Bugün yapılan küçük bir iletişim tercihi, yarının özgüvenli ya da kırılgan yetişkinini belirler. Çocuk yetiştirmek otorite göstermek değil, karakter inşa etmektir. Ve karakter, korkuyla değil güvenle büyür

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER