Hayatta insanın başına gelen her kötülük dışarıdan gelmez.
Bazen en büyük zararı düşman vermez, bazen en ağır ihaneti yabancı yapmaz…
İnsan, farkında olmadan kendi hakkına kendi girer.
Çoğu kişi “kul hakkı” denince aklına başkasına yapılan haksızlık gelir.
Birinin malını yemek, kalbini kırmak, emeğini hiçe saymak, iftira atmak, güvenini kötüye kullanmak… Bunların hepsi elbette ağırdır. Ama çoğu insanın gözden kaçırdığı başka bir gerçek vardır:
İnsan bazen kendi emeğini, kendi ruhunu, kendi geleceğini, kendi onurunu da çiğner.
Ve işin en acı tarafı şudur:
Başkası sana zarar verdiğinde fark edersin.
Ama kendine zarar verirken çoğu zaman bunu fedakârlık, sabır, alışkanlık, mecburiyet ya da kader sanırsın.
Oysa insanın kendine yaptığı haksızlık, çoğu zaman sessiz başlar.
Bağırmaz.
Kapıyı kırarak girmez.
Yavaş yavaş içine yerleşir.
Kendi hakkına girmek ne demektir?
Kendi hakkına girmek;
hak ettiğin değeri kendine vermemek,
kendi sınırlarını hiçe saymak,
ruhunu yoran şeylere razı olmak,
sırf insanlar memnun olsun diye kendini tüketmek,
kendi potansiyelini bile bile heba etmek demektir.
Yani mesele sadece para değil.
Sadece zaman da değil.
Bazen insan kendi hakkına;
•Susması gereken yerde susmayarak,
•Gitmesi gereken yerden gitmeyerek,
•Hayır demesi gereken yerde evet diyerek,
•Kendini sürekli küçümseyerek,
•Yeteneklerini farketmeyerek,
•Kendini değersiz insanlara ispat etmeye çalışarak girer.
Ve en tehlikelisi de şudur:
İnsan bir süre sonra buna alışır.
Alışınca da zulmü normal sanır.
En yaygın örnek: Kendini hep sona bırakmak
Bazı insanlar vardır…
Herkese yetişirler ama kendilerine bir türlü yetişemezler.
Herkesin derdine koşarlar ama kendi içlerine dönüp bir kere bile “Ben nasılım?” diye sormazlar.
Aile için fedakârlık…
İş için sabır…
Sevdiği insan için anlayış…
Dost için omuz…
Bunların hepsi kıymetlidir.
Ama insan bir noktadan sonra şunu sormalıdır:
“Ben herkese bu kadar hak tanırken, kendime neden hiç hak tanımıyorum?”
Sürekli yorgun olduğunu bildiğin halde dinlenmemek…
Kırıldığını bildiğin halde aynı sofraya oturmaya devam etmek…
Seni tüketen bir ilişkide “belki düzelir” diye yıllar harcamak…
Kabiliyetin olduğu halde korkudan bir adım atmamak…
Bunların hepsi, insanın kendi hakkına girmesidir.
Çünkü senin de huzura hakkın var.
Senin de saygıya hakkın var.
Senin de dinlenmeye, gelişmeye, sevilmeye, korunmaya hakkın var.
Sen kendine bilinçaltında neyi layık görüyorsan,
çoğu zaman hayatında da ona benzer döngüler kuruyorsun.
Bu yüzden insanın kendi hakkına girmesi sadece bugünü bozmaz.
Yarınını da programlar.
Kendine haksızlık eden insan neden aynı döngüyü yaşar?
Çünkü insanın içinde çözülmemiş bir inanç varsa, hayat onu farklı kılıklarda tekrar önüne koyar.
Örneğin:
•Çocukken değersiz hissettirilmiş bir insan, yetişkinlikte de değersiz hissettiren insanlara çekilebilir.
•Sürekli eleştirilen biri, başarıya yaklaşınca kendi kendini sabote edebilir.
•Sevilmek için hep çabalaması gerektiğine inanan biri, rahat ve sağlıklı sevgiyi sıkıcı bulabilir.
Bu yüzden bazı insanlar sürekli aynı cümleyi kurar:
•“Neden hep beni buluyor?”
•“Neden hep aynı tip insanlarla karşılaşıyorum?”
•“Neden her seferinde sonu aynı oluyor?”
Çünkü mesele sadece dışarıdaki insanlar değildir.
Bazen içeride sürekli dönüp duran görünmez bir kayıt vardır.
Ve o kayıt şudur:
“Ben buna layığım.”
İşte insanın kendi hakkına girmesi bazen tam da burada başlar.
Hak etmediği acıyı, kendine normal sanmasında.
İnsanın kendine hakkını teslim etmesi nasıl olur?
Bu iş bir günde olmaz.
Ama bir karar ile başlar.
1) Kendine dürüst ol
2) Sınır koymayı öğren
Herkese açık kapı olmak, erdem değildir.
Bazen zaaftır.
Bazı insanlar senin iyi kalbini değil,
sınırlarının zayıflığını sever.
Bu yüzden bazen “hayır” demek,
kaba olmak değil;
kendine hakkını vermektir.
3) İç konuşmanı değiştir
Rezonans burada çok önemli.
Şunu fark et:
Sen kendine nasıl hitap ediyorsan, zihnin onu gerçek kabul eder.
Bu yüzden:
•“Ben zaten yapamam” yerine → “Zor olabilir ama öğrenirim.”
•“Ben hep kaybediyorum” yerine → “Ben ders alıyorum, güçleniyorum.”
•“Benim şansım yok” yerine → “Ben fırsat gördüğümde cesaretle davranacağım.” diyebilirsin.
Bu basit bir motivasyon değil.
Bu, iç frekansını değiştirmektir.
İnsan önce kendine verdiği hükmü değiştirir,
sonra hayatındaki sonuçlar yavaş yavaş değişmeye başlar.
4) Hak etmeyene emeğini kısmayı bil
5) Potansiyelini harekete geçir
Unutma:
Kendine yapılan her haksızlık, önce içini eksiltir; sonra hayatını küçültür.
Ve insan kendine neyi layık görürse, rezonans da çoğu zaman hayatına onun yankısını getirir.
Bu yüzden kendine acımak değil…
Kendine kendi hakkını vermek gerekir.
Çünkü insanın kendine vereceği en büyük adalet şudur:
•Kendi değerini bilmek,
•Kendi sınırını korumak,
•Kendi potansiyelini harcamamak,
•Kendi ruhunu yanlış insanlara teslim etmemek,
•Ve en önemlisi…
Kendini, başkalarının elinde eksilen biri olmaktan çıkarıp, kendi içinde tamamlanan biri haline getirmek.
Çünkü insan kendi değerini öğrenince, hayat da ona değerli davranmaya başlar.

YORUMLAR