Hayatta bazı cümleler vardır; ilk duyduğunda masum gelir ama içinde gizli bir sitem, ince bir rahatsızlık taşır.
İşte onlardan biri de şudur:
“Sen çok değiştin…”
Ne gariptir ki insan büyüyünce, olgunlaşınca, herkese yetişmemeyi öğrenince, her yükü sırtlamayınca, her çağrıldığında koşmayınca hemen bu cümle gelir.
Sanki değişmek suçmuş gibi…
Sanki insan hep aynı kalmalıymış gibi…
Oysa insan değişir.
Hatta bazen değişmek zorundadır.
Çünkü hayat herkese bir şey öğretir.
Kimi insanı yumuşatır, kimi insanı sertleştirir.
Kimi daha çok konuşturur, kimi daha çok susturur.
Ama bir gerçek vardır:
Yaşanan hiçbir şey insanı aynı bırakmaz.
Bir zamanlar herkese yetişmeye çalışan biri, bir gün kendi yorgunluğunu fark eder.
Bir zamanlar kimse kırılmasın diye kendini susturan biri, bir gün en büyük kırgınlığı kendine yaşattığını anlar.
Bir zamanlar sırf sevilsin diye her şeye katlanan biri, bir gün kendini kaybederek kimseyi kazanamayacağını öğrenir.
Ve sonra birileri çıkar, o meşhur cümleyi söyler:
“Sen eskisi gibi değilsin.”
Tabiki değil.
Çünkü eskiden herkese kapısı açık olan insan, artık kimin içeri gireceğini seçiyordur.
Eskiden her derdi sırtlanan insan, artık herkesin yükünün kendine ait olduğunu biliyordur.
Eskiden susarak huzur koruduğunu sanan insan, artık suskunluğun bazen insanın kendine yaptığı en büyük haksızlık olduğunu anlamıştır.
İşte buna bazıları “değişmek” diyor.
Ama çoğu zaman bu değişim değildir.
Bu, insanın kendine geç kalmış saygısıdır.
Aslında birçok insanın “sen çok değiştin” derken demek istediği şey şudur:
“Sen artık benim alıştığım kişi değilsin.”
Çünkü senin eski halin onların konfor alanıydı.
Fedakârlığın işlerine geliyordu.
Sessizliğin rahattı.
Sınır koymaman kullanışlıydı.
Herkesi anlayan ama kendini hep sona bırakan halin, onlar için kusursuzdu.
Ama sen bir gün “hayır” demeyi öğrenince…
Bir gün herkesi memnun etmeye çalışmanın insanı en çok kendinden uzaklaştırdığını anlayınca…
Bir gün kendi huzurunu başkalarının geçici memnuniyetinden daha değerli görünce…
Birden bire değişmiş oldun.
Oysa sen değişmedin.
Sadece uyandın.
İnsan bir günde mesafe koymaz.
Bir günde soğumaz.
Bir günde ketum olmaz.
Bunların hepsi biraz kırgınlıkla, biraz hayal kırıklığıyla, biraz da iyi niyetin yanlış yerde harcanmasıyla olur.
Verdikçe karşılığını göremeyince olur.
Anlattıkça yanlış anlaşılınca olur.
Değer verdikçe değersiz hissettirilince olur.
Sonra bir gün biri gelir ve sana der ki:
“Sen çok değiştin.”
Evet…
Çünkü artık kendini kaybederek kimseyi kazanmak istemiyorsundur.
Ve dürüst olalım:
Herkes senin iyi olmanı ister ama çoğu insan, kendinden daha iyi olmanı istemez.
Herkes güçlü görünmeni ister ama o güç, onların seni yönlendiremeyeceği bir hale gelince rahatsız olurlar.
Bu yüzden bazen “sen çok değiştin” bir eleştiri değil, gizli bir itiraftır.
“Sana artık eskisi gibi ulaşamıyorum.”
“Seni artık eskisi gibi yönlendiremiyorum.”
“Sen artık beni memnun etmek için kendinden vazgeçmiyorsun.”
Ve aslında olması gereken de budur.
Çünkü hayatın en ağır ama en gerçek derslerinden biri şudur:
Herkese iyi olmakla, kendine adil olmak aynı şey değildir.
Bazen insanın en büyük olgunluğu, bu cümleyi duyduğunda içinden sadece şunu diyebilmektir:
“Evet, değiştim. Çünkü aynı kalsaydım, kendimi kaybedecektim.”
Ve belki de bazı değişimler bozulmak değil…
İnsanın kendine geri dönmesidir.
İnsan değişmez diyenler, çoğu zaman seni eski halinde tutmak isteyenlerdir.
Oysa bazı değişimler karakter kaybı değil, karakterin kendine dönüşüdür.

YORUMLAR