Bugün takvimler 18 Mayıs 2026’yı gösteriyor. Kara kışların, Sibirya ayazlarının ve insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından birinin; Kırım Tatar Sürgünü’nün 82. yıl dönümündeyiz. Sadece geçmişe yakılan bir ağıt olarak görmüyorum. 18 Mayıs, bir milletin haritadan silinmek istenmesine karşı, dilini, kimliğini ve vatan aşkını koruyan o sarsılmaz “Türk sebatının” destansı bir direniş günüdür.
1. 18 Mayıs 1944: Bir Gecede Karartılan Hayatlar
Bundan tam 82 yıl önce, bir mayıs gecesi sabaha karşı, Stalin’in emriyle Sovyet askerleri Kırım’daki Türk evlerinin kapılarını dipçiklerle kırdı. Suçlama hazırdı: “Vatana ihanet.” Oysa erkeklerin neredeyse tamamı Kızıl Ordu’da cephede savaşırken, geride kalan yaşlılar, kadınlar ve çocuklar sadece birkaç dakika içinde hayvan vagonlarına dolduruldu.
O ölüm vagonlarında günlerce süren açlık, susuzluk ve havasızlık yolculuğu başladı. Kırım Tatarlarının neredeyse yüzde 46’sı daha sürgün yollarında ve gittikleri Orta Asya, Ural Dağları ve Sibirya’nın çalışma kamplarında açlıktan, hastalıktan can verdi. Ölülerin gömülmesine bile izin verilmedi; vagonlardan yol kenarlarına atılan her cenaze, Kırım Türkünün hafızasına silinmeyecek birer yara olarak kazındı.
2. Akmescit’ten Taşkent’e: Çölü Yeşerten İrade
Stalin’in planı netti: Kırım’da tek bir Türk bırakmamak, camileri yıkmak, mezarlıkları talan etmek ve Bahçesaray’ın, Akmescit’in adını değiştirerek Türk izlerini silmek. Ancak hesap edemedikleri bir şey vardı: Türkistan bozkırlarına sürülen Kırım Tatarlarının “vatan” inancı.
Onlar gittikleri sürgün yerlerinde teslim olmadılar. İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarını kalplerinde taşıyarak kenetlendiler. Sürgünün o en ağır yıllarında bile dillerini, dinlerini ve o meşhur Kırım yırlarını (türkülerini) çocuklarına aktararak kimliklerini korudular. 1980’lerin sonuna gelindiğinde, tarihte eşine az rastlanır bir barışçıl direnişle, tren raylarına yatarak, yürüyerek öz vatanları Kırım’a geri dönmeye başladılar. Bu, sürgünü planlayan totaliter akla indirilmiş en büyük tokat idi.
3. 2026 Konjonktürü: Kırım’ın Bugünü ve Yeni Sürgün Tehdidi
Bugün, 2026 yılında, Kırım maalesef hala huzura kavuşabilmiş değil. 2014 yılında Rusya tarafından gerçekleştirilen hukuksuz ilhak, 82 yıl önceki kabusun gölgelerini yeniden yarımadanın üzerine düşürdü. Kırım Tatar Milli Meclisi’nin yasaklanması, liderlerin (Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu gibi) vatana girişinin engellenmesi ve soydaşlarımıza yönelik baskılar, sürgün zihniyetinin biçim değiştirerek devam ettiğini gösteriyor.
Ancak Kırım Türkleri, bugün de teslim olmuyor. TDT (Türk Devletleri Teşkilatı) bünyesinde yükselen “Türk Dünyası” vizyonu, Kırım’ın yalnız olmadığını tüm dünyaya haykırıyor. Ankara’dan Bakü’ye, Astana’dan Taşkent’e kadar her Türkün kalbi, Karadeniz’in o mavi gözlü kızı Kırım için çarpıyor.
Sonuç: Ant Etmişiz!
Kırım Tatarlarının milli şairi Numan Çelebicihan’ın o ölümsüz dizelerinde dediği gibi:
“Ant etkenmen, milletimnin yarasını sarmağa,
Nasıl olsun bu zavallı kardaşlarım çürüsün?”
82 yıl geçse de o ant hala tazedir. Kırım, bizim için sadece coğrafi bir yarımada değil; Akmescit’teki Cuma Camii’nin minaresi, Bahçesaray’daki Hansaray’ın gözyaşı çeşmesidir.
2026 yılından geçmişe bakarken, sürgün yollarında hayatını kaybeden yüz binlerce şehidimizi rahmetle anıyor; vatan toprağını canı pahasına savunan Kırım Tatar Türklerinin aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz.
Kırım Türk’tür, Kırım vatanımızdır!
Yasin Akman/Türkolog-Yazar

YORUMLAR