Bir milletin istikbâlini tankla, tüfekle, füzeyle teslim alamayanlar; onu içeriden çürütmenin yollarını arar. Çünkü bilirler ki cephede yenemediğini, ahlâkını aşındırarak, iradesini felç ederek dize getirebilirsin. Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en sinsi tehditlerden biri de budur: Bağımlılık.
Bağımlılık yalnızca bir madde meselesi değildir.
Uyuşturucu, alkol, sentetik zehirler elbette birer felakettir; ancak asıl tehlike iradenin esir alınmasıdır. Telefon ekranına, sanal kumara, kolay paraya, hazza ve tembelliğe bağımlı bir gençlik; emperyal projelerin aradığı en uygun zemindir. Gençliğini kaybeden bir millet, yarınını da kaybeder.
Cumhuriyet’i kuran irade, yokluk içinde bağımsızlığı seçti. Mustafa Kemal Atatürk, gençliği yalnızca bir yaş grubu olarak değil, bir karakter olarak tanımladı: “Bütün ümidim gençliktedir.” O gençlik; iradesi sağlam, fikri hür, vicdanı hür bir gençlikti. Bugün ise bazı karanlık odaklar, o iradeyi uyuşturmak için sokak aralarına zehir, ekranlara sahte hayatlar, zihinlere kimliksizliği pompalıyor.
Bu bir asayiş meselesi olduğu kadar bir beka meselesidir.
Uyuşturucu baronlarının, kara para ağlarının, dijital kumar çetelerinin beslendiği her genç; aslında Türkiye’nin üretim gücünden, fikir dünyasından, savunma hattından koparılmış bir askerdir. Bu savaş görünmezdir ama kaybı gerçektir. Bir annenin gözyaşında, bir babanın çaresizliğinde, bir mahallenin sessizliğinde hissedilir.
Milliyetçilik sadece sınır beklemek değildir; nesli beklemektir. Vatan toprağını koruduğun kadar, o toprak üzerinde yetişen evlâdı da koruyacaksın. Çünkü bağımlı bir birey, özgür bir milletin parçası olamaz. İradesini bir maddeye teslim eden, yarın kararını da başkasına teslim eder.
Peki çözüm nedir?
Çözüm yalnızca polisiye tedbir değildir. Elbette sokak temizlenecek, zehir tacirleri en ağır cezayı alacaktır. Ama asıl mücadele ailede, okulda, mahallede başlayacaktır. Gençliğe ülkü vereceksin. Boşluk bırakırsan, o boşluğu zehir doldurur. Kimlik vermezsen, kimliksiz ideolojiler sahiplenir. Hedef göstermezsen, haz kültürü yön verir.
Bu yüzden bağımlılıkla mücadele; kültürel bir seferberliktir. Spor sahaları, kütüphaneler, sanat atölyeleri, gençlik merkezleri yalnızca sosyal projeler değildir; milli güvenlik yatırımıdır. Bir genci kazandığında yalnızca bir hayatı değil, bir haneyi, bir sokağı, bir yarını kurtarırsın.
Unutmayalım: Bağımsızlık yalnızca sınır kapılarında değil, insanın iç dünyasında başlar. İradesi güçlü olmayan bir toplumun bayrağı yüksek dalgalanmaz.Bugün bize düşen; gençliğe nasihat etmekten önce örnek olmaktır.
Güçlü aile, sağlam karakter, disiplinli eğitim ve milli şuur…
İşte gerçek panzehir budur.
Çünkü mesele bir maddenin yasaklanması değil; bir milletin ayağa kalkmasıdır.
Ve biz, ayağa kalkmayı bilen bir milletin evlatlarıyız.

YORUMLAR