Mart 2026’nın ilk günlerinde, Amazon Web Services’in Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’deki veri merkezleri üzerinde İran insansız hava araçları belirdi. Hedef askerî üsler değildi; hedef, dijital çağın görünmez ama vazgeçilmez altyapısıydı. Üç farklı veri merkezine isabet eden dronlar, kritik bulut servislerini çevrimdışı bıraktı. Bankacılık uygulamalarından e-ticaret platformlarına, ödeme sistemlerinden teslimat uygulamalarına kadar bölgedeki dijital ekonomi saatler içinde çökme noktasına geldi.
Bu saldırı, tarihin bir ilkiydi: Hiperölçekli bir bulut sağlayıcısına yönelik ilk doğrulanmış askerî operasyon. Ancak asıl şaşırtıcı olan, saldırının kendisi değil, ortaya çıkardığı gerçekti. 21. yüzyılda bir ülkeyi alt etmek için topraklarını işgal etmenize gerek yok; sadece bağlantısını kesmeniz yeterli.
Bulut Altyapısı: Sivil mi, Askeri mi?
İran’ın AWS veri merkezlerini hedef almasının ardında yatan mantık, modern savaşın karmaşık dokusunu gözler önüne seriyor. Pentagon’un Ortak Savaş Bulutu Kapasitesi (JWCC) ve Tüm Alan Komuta Kontrol ağları, bankalarla ve taksi uygulamalarıyla aynı ticari altyapıyı kullanıyor. Başka bir deyişle, sivil bulut servisleriyle askerî operasyonlar arasındaki sınır çoktan buharlaşmış durumda.
Amazon’un açıklamasına göre, saldırılar “yapısal hasar, güç kesintileri ve yangın söndürme faaliyetleri sonucu su hasarı” yarattı. Ancak hasar fiziksel boyutun çok ötesine geçiyor. Analizlere göre, bu saldırılar Batı’nın “Aşil topuğunu” açığa çıkardı: Küresel ekonominin kalp atışı sayılan veri merkezleri, aslında askerî varlıklar kadar savunmasız.
CNBC’nin haberine göre, İran Devrim Muhafızları, Bahreyn’deki AWS tesisini doğrudan ABD ordusuna verdiği destek nedeniyle hedef aldı. Hilco Global’dan Patrick J. Murphy’nin ifadesiyle, “İran geçmişte petrol sahalarını hedef alıyordu; bu hafta veri merkezlerini vurması, bunların artık kritik altyapı olarak görüldüğünü kanıtlıyor.”
Yapay Zekânın Ölümcül Dansı
Savaşın diğer cephesinde ise yapay zekâ sessiz bir devrim gerçekleştirdi. İsrail istihbaratı, Tahran’ın trafik kameralarını hackleyerek Ayetullah Ali Hamaney’in “yaşam örüntüsünü” haritaladı. Seyahat rotaları, aktivite saatleri, koruma ekibinin kimlikleri, tüm bunlar yapay zekâ algoritmaları tarafından işlendi. Bir İsrail istihbarat yetkilisinin Financial Times’a söylediği gibi: “Tahran’ı, Kudüs’ü bildiğimiz kadar iyi biliyorduk.”
NPR’ın özel haberine göre, İsrail’in kullandığı yapay zekâ sistemi, geleneksel yöntemlerle saatler sürecek analizleri saniyeler içinde tamamladı. Sistem, her korumayı, her şoförü, her yardımcıyı takip ediyor. Tüm bu izlenen telefonlar tek bir koordinatta buluştuğunda, algoritmanın lideri bulmasına gerek kalmıyor; çevresindeki herkesi bulup bariz sonucu çıkarıyor.
Doğrulandığı üzere, ABD ordusu da İran operasyonlarında Anthropic’in Claude yapay zekâ modelini kullandı. İstihbarat değerlendirmesi, hedef belirleme ve muharebe senaryosu simülasyonları, tümü yapay zekâ destekliydi. Raporlara göre, ABD savaşın ilk 24 saatinde 1.000’den fazla hedefi bu teknolojiyle vurdu.
Etik Mayın Tarlası
Ancak bu teknolojik zafer, derin etik soruları da beraberinde getiriyor. Anthropic, Pentagon’un “Amerikalıları kitlesel gözetleme” veya “tamamen otonom silahlar” için Claude’u kullanmasını engelleyen güvenceler talep etmişti. Şirketin CEO’su Dario Amodei, verdiği bir demeçte “Bu kırmızı çizgilerin çiğnenmesinin Amerikan değerlerine aykırı olduğuna inanıyoruz” dedi.
Sonuç? Trump yönetimi, Anthropic’i “radikal solcu yapay zekâ şirketi” ilan ederek kara listeye aldı. Pentagon’un Baş Teknoloji Yetkilisi Emil Michael’ın itiraf ettiği gibi, “Derinden gömülü bir sistemi bir gecede söküp atamazsınız”. Claude hâlâ “ulusal güvenlik için kritik” operasyonlarda kullanılıyor.
BM Güvenlik Konseyi’nde ICRC temsilcisi uyardı: “Yapay zekânın savaş alanında gözetim ve düzenleme olmadan konuşlandırılmasına izin veremeyiz.” Akademisyen Robert Sparrow’un işaret ettiği “sorumluluk boşlukları”, zararlı eylemler gerçekleştiğinde tanımlanabilir ahlaki fail bulunamaması, artık teorik bir endişe değil, somut bir gerçeklik.
Dünya Ekonomik Forumu’nun Çarpıcı Rakamları
WEF’in Küresel Siber Güvenlik Görünümü 2026 raporu, içinde bulunduğumuz durumun ciddiyetini rakamlarla ortaya koyuyor: Ankete katılanların yüzde 94’ü yapay zekâyı bu yılın en önemli değişim faktörü olarak görüyor. Yüzde 87’si yapay zekâ kaynaklı güvenlik açıklarını en hızlı büyüyen siber risk olarak işaret ediyor. Büyük kuruluşların yüzde 91’i jeopolitik belirsizlik nedeniyle siber güvenlik stratejilerini değiştirdi.
Belki de en çarpıcı istatistik şu: Katılımcıların yüzde 73’ü kendileri veya çevrelerinden birinin 2025 yılı boyunca siber dolandırıcılıktan etkilendiğini bildirdi. Sahra Altı Afrika’da bu oran yüzde 82’ye, Kuzey Amerika’da yüzde 79’a çıkıyor.
Türkiye Ne Yapmalı?
Siber güvenlik ve yapay zekâ artık İran-İsrail geriliminin “görünmez cephesi.” Bu cephe, Türkiye’nin de kapısını çalıyor. 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı, kuantum teknolojileri, yapay zekâ, otonom sistemler ve siber güvenlik projelerini merkezine almış durumda. Savunma sanayiinde yerlilik oranının yüzde 83’e çıkarılması hedefleniyor.
Ancak hedefler yeterli mi? TASAM’ın raporunda vurgulanan “Siber Büyükelçilik” ve “Siber Güvenlik Bakanlığı” önerileri, Türkiye’nin bu yeni savaş paradigmasına kurumsal düzeyde hazırlanması gerektiğini gösteriyor. Prof. Dr. Ali Murat Kırık’ın uyardığı gibi, “Bir ülkenin savaşa girip girmemesi, hedef seçme, otonom sistemler ve silahlar artık algoritmik kararlarla işliyor.”
Enerji, finans, telekom ve kamu altyapılarında “tasarımdan itibaren güvenlik” yaklaşımı artık stratejik bir zorunluluk. Tahminlere göre, 2026’da siber saldırı maliyetinin küresel olarak 15 trilyon dolara ulaşması bekleniyor.
Pandora’nın Kutusu Açıldı
İran-İsrail çatışması sona erse bile, yapay zekâ destekli siber savaşın açtığı Pandora kutusu kapanmayacak. “Yasalar üzerinde anlaşma sağlanana kadar yapay zekânın savaşta kullanımı durdurulmalı.” Ancak gerçek şu ki, teknoloji düzenleme çabalarının çok önünde ilerliyor.
BM Genel Sekreteri António Guterres’in 2026’ya kadar ölümcül otonom silah sistemlerini yasaklayan bağlayıcı bir anlaşma çağrısı, Çin, İsrail ve ABD’nin desteği olmadan havada asılı kalıyor. OpenAI geçen yıl “askerî ve savaş” kullanım yasağını politikalarından çıkardı. Google, yapay zekâsının gözetleme veya silahlarda kullanılmayacağı taahhüdünden vazgeçti.
Soru artık “Bu teknolojiler geliştirilmeli mi?” değil. Soru şu: Algoritmalar hayat ve ölüm kararlarını verirken, insan denetimi nerede başlıyor, nerede bitiyor? Ve belki de en kritik soru: Bir sonraki drone, hangi veri merkezinin üzerinde belirecek?
Selami Taşkıran / Teknoloji Uzmanı

YORUMLAR