Râzî, aşk, kendini beğenme, kıskançlık, öfke, yalan, cimrilik, açgözlülük, sefâhet, içki ve cinselliğe düşkünlük ile mal ve makam hırsı gibi nefsânî eğilimlerin yanı sıra üzüntü ve ölüm korkusunu da insanı karamsarlığa sürükleyen ve mutluluğunu engelleyen temel etkenler arasında sayar. Ona göre insan tabiatının bir parçası olan üzüntü ve kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir; ancak bunların insan üzerindeki etkisi akıl ve doğru tutumlarla önemli ölçüde azaltılabilir. Bu nedenle kişi, öncelikle üzüntüye yol açabilecek durumlara karşı tedbirli davranmalı ve olumsuzlukların etkisini en aza indirmeye çalışmalıdır. Şayet bu mümkün olmazsa, bu kez üzüntüden en kısa sürede kurtulmanın yollarını aramalıdır.
Râzî’ye göre üzüntünün temel sebebi, sevilen bir şeyin kaybedilmesi veya gerçekleşmesi arzulanan bir beklentinin karşılanmamasıdır. Kaybedilen ya da elde edilemeyen şeyin kişi nezdindeki değeri arttıkça hissedilen üzüntünün şiddeti de artar. Bu sebeple akıllı insan, dünya hayatındaki her şeyin değişime ve yok olmaya mahkûm olduğu bilinciyle hareket eder. Böyle bir farkındalık, insanın karşılaştığı olumsuzlukları hayatın tabiî bir gereği olarak kabul etmesini, kendi irade ve gücünü aşan durumlar karşısında sarsılmamasını sağlar. Ayrıca daha ağır musibetlerin de yaşanabileceğini düşünmek, yaşanan sıkıntının geçici olduğunu hatırlamak ve üzülmenin meydana gelen olayı değiştirmeyeceğinin farkına varmak, üzüntünün etkisini hafifleten önemli zihinsel tutumlardır.
Nitekim Râzî’ye göre, sevinç ve mutluluk gibi üzüntü ve keder de geçicidir; bu gerçeğin idrak edilmesi ise insanın ruhsal dengesini korumasına katkı sağlar

YORUMLAR