Toplum olarak birine borç verirken “Sen adamın gözünden anlarsın” deriz ya, aslında mevzu tam orada başlar.
Çünkü bazı gözler vardır; pırıl pırıldır ama güven vermez.
Kimi zaman borcuna sadık olmayan o gözler, bir bakarsınız eşine de “yarım sadakat” gösteriyor.
Evet, konu ciddi ama biraz gülümseyerek konuşalım:
Borcuna sadık olmamak ile eşine sadık olmamak arasında düşündüğümüzden daha fazla ortak nokta var.
Sadakat yalnızca aşk meselesi değildir
Sadakat dediğimizde aklımıza hemen aşk, sevda, evlilik gelir.
Oysa işin bir de “finansal aşk” tarafı var.
Yani “Abi merak etme, öderim” dediğinizde aslında mini bir güven evliliği başlatıyorsunuz.
Ve tıpkı “Seni hep seveceğim” sözü gibi, o da tutulmazsa kalpte kırık, cebinde açık bırakıyor.
Araştırmalar diyor ki, Amerikalı çiftlerin %43’ü eşine “finansal aldatma” yapmış.
Saklı kredi kartları, gizli borçlar, harcama yalanları…
Yani “Ben seni seviyorum” derken bile öbür cepte gizli bir hesap!
Bu durum, birçok insana göre fiziksel aldatmadan bile daha yıkıcı.
Çünkü para, bazen aşkın aynası oluyor.
Türkiye’de “borç” namus meselesidir
Gelelim bize.
Bu topraklarda “borç” sadece bir miktar para değil, namusun ta kendisidir.
Anadolu insanı için söz, senet gibidir; hatta çoğu zaman senetten bile sağlamdır.
“Adam borcuna sadık mı?” diye sormak, aslında “Bu insana güvenilir mi?” demektir.
Bizim kültürde “borcunu ödemeyen” adam, yalnızca parasını değil, sözünü ve itibarını da kaybeder.
Ve o itibar bir kez kayboldu mu, eşiyle arasındaki güveni de yavaş yavaş götürür.
Köy kahvesinde, mahallede, hatta aile içinde bile şöyle denir:
“Parada gözü kayanın, gönlü de sabit olmaz.”
Belki biraz sert ama gerçek:
Sözünü tutmayan, borcuna ihanet eden birinin, eşine “ölümüne sadık” olacağına inanmak güçtür.
Psikoloji diyor ki: Karakter tek bir alanda işlemez
Bilim de bu konuda bizimle hemfikir.
Psikologlar, düşük sorumluluk bilinci ve yüksek “impulsivite” (dürtüsellik) taşıyan bireylerin hem maddi hem duygusal alanda söz tutmada zayıf olduklarını söylüyor.
Yani, “Harcamayı durduramıyorum” diyen biri, bazen “mesaj atmayı da durduramıyor.”
Davranış tek yönlü değil; huy nereye giderse orada kendini gösteriyor.
Bir alanda gizleme, kandırma ya da sorumluluktan kaçma varsa, bu davranış başka alanlara da sızabiliyor.
Kısacası: Kredi kartını gizleyen, duygularını da gizleyebilir.
Modern ilişkilerde para, aşkın turnusol kâğıdı oldu
Eskiden aşk, mektupla ölçülürdü; şimdi ortak banka hesabıyla.
Kimi çift, “Benim param senin paran” diyerek güven inşa ederken;
kimi “Benim hesabım, benim sırrım” diyerek duvar örüyor.
Bu duvarlar bazen borçla değil, güvensizlikle ödeniyor.
Türkiye’de son yıllarda boşanma nedenleri arasında “maddi anlaşmazlıklar” ilk sıralarda.
Yani mesele sadece sevgi değil; para yönetimi artık ilişki yönetiminin bir parçası haline geldi.
Ekonomik krizler, borç baskısı, gizli harcamalar…
Hepsi sadakati sınayan yeni çağın aşk testleri.
“Kredi notu düşük olanın gönül notu da düşüktür”
İşin mizahi tarafını kaçırmayalım.
Kimse borcunu ödeyemedi diye hemen “sadakatsiz” ilan edilemez ama bazı davranışlar var ki, tesadüf değildir.
Birine “Borcunu ne zaman ödeyeceksin?” diye sorduğunuzda, gözlerini kaçırıyorsa;
emin olun “Neredeydin dün gece?” sorusuna da aynı şekilde bakacaktır.
Sadakat bir bütündür.
Kimi onu aşk defterinde yazar, kimi hesap defterinde.
Ama her iki defterin de ortak başlığı bellidir: Güven.
Sadakat, cebin de kalbin de vicdanın da işidir
Geleneksel bir bakışla bakarsak:
Borcuna sadık olan, sözünü tutan, namusuna düşkün olan insandır.
İleri görüşlü bakarsak:
Finansal sadakatsizlik ve duygusal sadakatsizlik, aynı kişilik zemininde filizlenebilir.
Yani biri sorumluluktan kaçmaya alıştıysa, o alışkanlık sadece cebinde kalmaz; kalbine de sirayet eder.
Sadakat ne sadece bir duygudur, ne de bir senettir.
O bir hayat tarzıdır.
Ve unutmayalım:
“Sözünü tutmayanın borcu bitse de, güven borcu baki kalır.”

YORUMLAR