İnsanlar her zaman hissettiklerini göstermez. Kimi zaman susmayı, kimi zaman güçlü görünmeyi seçer. Çünkü duygular herkes için serbestçe taşınabilen şeyler değildir; bazıları için yük, bazıları için risk, bazıları içinse zayıflık anlamına gelir. Bu yüzden birçok insan, hissettiklerini açık etmek yerine kendini korumayı tercih eder. Zamanla bu koruma hâli, fark edilmeden takılan bir maskeye dönüşür.
Güçlü görünme ihtiyacı, çoğu zaman bir tercih değil, öğrenilmiş bir refleks hâline gelir. İnsan, duygularını açık ettiğinde kırılabileceğini, yanlış anlaşılabileceğini ya da ciddiye alınmayacağını düşünür. Bu düşünce, zamanla hisleri bastırmayı ve her durumda ayakta duruyormuş gibi davranmayı öğretir. Güçlü görünmek, böylece bir savunma biçimine dönüşür. Duygular geri çekilir, yüz ifadesi sabitlenir, ses tonu değişmez. Dışarıdan bakıldığında sağlam duran bu hâl, içeride birikenleri görünmez kılar. Ve insan, neyi sakladığını bile fark etmeden, kendini bu maskeyle tanımlar.
Bu maske çoğu zaman yalnızca dışarıyı değil, insanın kendisini de ikna eder. Kişi, her durumda ayakta durabileceğine, sarsılsa bile yıkılmayacağına inanır. Bu inanç geçici bir rahatlık, hatta bir güç hissi yaratır. Çünkü güçlü olduğunu düşünmek, insanı bir süreliğine güvende hissettirir. Fakat insan her zaman güçlü olmak zorunda değildir. Bazen düşer, bazen yorulur, bazen de yıkılır. Bu hâller güçsüzlük değil, insan olmanın doğal parçalarıdır. Maskenin ardında bunu unutan kişi, yıkıldığında değil; yıkılmasına izin vermediğinde kendine zarar verir.
Zayıflıktan kaçmak için takılan maske, çoğu zaman insana ait bir korkudan değil; insana dayatılan bir güç algısından doğar. Güçlü olmanın yüceltildiği bu düzende, ağlamak, üzülmek ya da kırılmak zayıflıkla eş tutulur. Oysa insan ağladığında zayıf olmaz, duygulandığında eksilmez. Asıl kayıp, “sen güçlüsün” beklentisiyle duygularını bastırmak zorunda kaldığında başlar. İnsan, hissetmemeyi öğrenir; bir süre sonra ne yaşadığını bile ayırt edemez hâle gelir. Bu maske, tam olarak bu kopuş anında takılır. Duygularından kaçtığı için değil, duygularına alan açılmadığı için. Çünkü bazen ağlamak da güçtür, hissetmek de. Zayıflık, bu duyguları yaşamak değildir; onlardan korkup bir maskenin ardına sığınmaktır.
Anlaşılmamaktan sakınan insanlar zamanla sessizleşir. Önce anlatmak ister, konuşmak ister, kendini ifade etmeye çalışır. Ancak yaşadıkları karşılık bulmadıkça, dinlenmedikçe ya da ciddiye alınmadıkça geri çekilir. Kırılmaktan korkar, kırmaktan korkar. Çoğu zaman karşısındakini kendinden önde tuttuğu için susar. Bu suskunluk, yavaş yavaş soğuk bir maskeye dönüşür. Dışarıdan mesafe gibi görünen şey, aslında korunma çabasıdır. Fakat bu maske zamanla sahibine zarar verir. Anlatılamayan her şey içeride birikir, büyür. İnsan, söyleyemediklerini taşımaya çalıştıkça ağırlaşır; sustukça yalnızlaşır. Bir süre sonra sessizlik, bir tercih olmaktan çıkar ve insan, kendi içinde kaybolmaya başlar.
Duyguların yük olduğu düşüncesi, insanın hislerini bastırmasının en sinsi nedenlerinden biridir. Kişi, acısını, sevincini, kederini ya da mutluluğunu paylaştığında karşısındakini zorlayacağını, onu taşıması gereken bir yükün altına sokacağını düşünür. Bu yüzden kendi duygularını küçültür, geri plana iter; anlatmaya değmezmiş gibi davranır. Başkalarına gelince dinlemekten kaçınmaz, destek olmaktan geri durmaz. Herkesin hislerine özen gösterir ama sıra kendisine geldiğinde susar. Çünkü duygularını açarsa yük olacağını, bunun da terk edilmekle sonuçlanacağını sanır. Yalnızlık korkusu, insanı hislerini saklamaya zorlar. Ve böylece kişi, sürekli mutlu, sürekli dertsiz görünmeye çalışırken, içindeki ağırlığı tek başına taşımaya mahkûm olur.
Maskenin ardına saklandığımızda onu bir koruma sanırız. Yaralanmamak için taktığımız bir miğfer gibi görürüz. Oysa zamanla o miğfer, bizi hayattan ayıran bir zırha dönüşür. İçinde nefes alamaz hâle geliriz. Sakladığımız her duygu yaşanmadan birikir; bastırıldıkça ağırlaşır, sustukça büyür. İnsan hissetmeden ayakta kalamaz. Bir noktadan sonra düşüren şey yaşadıklarımız değil, yaşayamadıklarımız olur. Böyle böyle tükeniriz. Sessizce, fark edilmeden, kendimizden eksilerek. Oysa biz insanız. Üzülmekten, ağlamaktan, sevinmekten kaçmak için değil; bunları yaşayabilmek için buradayız.
Güç, duyguları yok saymak değildir. Güç, maskeyi indirip hayata çıplak kalabilme cesaretidir. Çünkü insan, saklandığı yerde değil; yüzleştiği yerde yaşar.

Bir cok insanın hislerine tercüman olmuşsun . Kalemine sağlık.