Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Sinem Üzümcü / Yazar
Sinem Üzümcü / Yazar

Sessiz Kopuş

Bilgiye hiç bu kadar kolay ulaşmamıştık; buna rağmen birbirimizi hiç bu kadar az anlamamıştık. Okuyoruz, izliyoruz, dinliyoruz. Her konuya dair bir fikrimiz var. Ama durmayı, susmayı, gerçekten dinlemeyi ve temas etmeyi her geçen gün biraz daha kaybediyoruz. Bilgi arttıkça anlayışın da artması gerekirdi. Oysa bugün tam ortasında durduğumuz şey, açık bir kopuş.

Bu kopuşun sebebi bilmemek değil. Asıl mesele, bildiğiyle yüzleşememek. İnsan susamıyor; çünkü susmak aynaya bakmayı gerektirir. Duyamıyor; çünkü duymak savunmayı bırakmayı ister. Anlamaya cesaret edemiyor; çünkü anlamak insanı konforundan çıkarır. Bilmek ise çoğu zaman güvenlidir. Konum kazandırır, mesafe sağlar, insanı korur.

Peki bu noktaya nasıl geldik? Bilgi bu kadar çoğalırken bilinç ne zaman geri çekildi? Sorun bilgiye ulaşmanın kolaylaşması değil; bu kolaylığın derinlik yanılsaması üretmesidir. Okumakla anlamayı, bilmekle içselleştirmeyi aynı şey sandık. Oysa bilinç hızlı edinilen bir şey değildir. Zaman ister. Emek ister. En çok da insanın kendisiyle yüzleşmesini zorunlu kılar.

Bu noktada sıkça söylenen bir cümle çıkar karşımıza: “Bilgi özgürleştiricidir.”
Evet, olabilir. Ama ancak onu taşıyacak bilinçle birleştiğinde. Aksi hâlde bilgi insanı özgürleştirmez; sertleştirir. Çünkü bilinç olmadan edinilen bilgi, sınırları genişletmez, yalnızca iddiaları büyütür. İnsan ne kadar bildiğini konuşur ama neyi bilmediğini hiç sormaz.

Bir noktadan sonra bilgi dönüştürücü olmaktan çıktı, konumlandırıcı hâle geldi. İnsan bildikleriyle değişmek yerine, bildikleriyle tanımlanmaya başladı. Bilgi bir araç olmaktan çıkıp kimliğe dönüştü. “Biliyorum” demek, “anlıyorum” demekten daha cazip oldu. Daha görünürdü. Daha güvenliydi. Ve çok daha az risk taşıyordu.

Bu süreç bilgelik üretmedi; kibir üretti. Bilinç ise bu kibrin önündeki tek engeldi. Çünkü bilinç, insanı sınırlarıyla yüzleştirir. Yanılabileceğini kabul etmeye zorlar. Başkasına alan açmayı gerektirir. Bu yüzleşme ağır geldi. Bu yüzden bilinç geri plana itildi; bilgi tek başına yeterli sayıldı.

İnsanlar bilinçli olmayı değil, güçlü hissettiren yolu seçti. Sorgulamak yorucuydu. Durmak zahmetliydi. Anlamaya çalışmak rahatsız ediciydi. Bilgi ise hızlıydı, parlaktı ve alkışlanıyordu. İnsan, kendini huzursuz eden bilinçten uzaklaşıp, kendini üstün hissettiren bilginin arkasına sığındı. Böylece bilgi arttı; ama onu taşıyacak derinlik oluşmadı.

Bir tartışma ortamına girdiğimizde bunu hemen fark ederiz. Herkes konuşur ama kimse cevap vermez. Sözler karşıya ulaşmak için değil, üstün gelmek için kurulur. İnsanlar dinlemez; sırasını bekler. Fikirler çoğalır, kelimeler artar ama anlam daralır. Haklı olmak, anlamaktan daha değerli hâle gelir. Karşısındakini duymak bir kazanım değil, bir zayıflık gibi görülür. Böylece bilgi, insanları birbirine yaklaştıran bir köprü olmaktan çıkar; araya örülen sessiz bir duvara dönüşür.

Bugün yaşadığımız kopuş tam olarak buradan besleniyor: Çok şey bilen ama az şey anlayan insanlar. Bilginin gürültüsü yükseldikçe bilinç geri çekildi. Anlam, yerini haklılığa bıraktı. İnsan, karşısındakini duymak yerine kendi sesini yükseltmeyi tercih etti.

Yine de bilgiyle birlikte bilinçli kalmak mümkündür. Mesele bildiklerimizi bir kalkan gibi kuşanmak değil, onlarla ne yaptığımızdır. Bilgi insanı yukarıdan baktırmak zorunda değildir. Bilinçle birleştiğinde derinlik kazandırır. Bilmek, anlamanın önüne geçmediğinde değerlidir.

Bilgi, ancak bilinçle anlam bulur; yoksa sessiz bir kopuştur.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER