Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Sinem Üzümcü / Yazar
Sinem Üzümcü / Yazar

İnsan bazen yolunu değil, Kendini kaybeder !

İnsan sandığı gibi bir anda kaybolmaz.
Kimse bir sabah uyanıp kendine yabancılaşmış halde bulmaz kendini.
Bu daha yavaş olur. Daha sessiz. Daha acımasız.

İnsan önce kendi sesinden şüphe etmeyi öğrenir.

Kendi içinde beliren bir düşünceyi hemen savunamaz.
Kendi istediği bir şeyi hemen sahiplenemez.
İçinden gelen en küçük arzuyu bile tartar, ölçer, bastırır.
Sonra başkalarının sözleri daha mantıklı gelmeye başlar.
Daha güvenli.
Daha kabul edilebilir.
Daha az riskli.

İnsan kendini koruduğunu sanır.
Oysa kendinden vazgeçmeye başlamıştır.

Başkalarının doğrularına yaklaşırken, kendi gerçeğinden uzaklaşır.
Ve bu uzaklaşma öyle ani olmaz ki insan fark etsin.
Küçük tavizlerle olur.
Kimsenin önemsemediği susuşlarla.
İçten içe rahatsız eden ama dile getirilmeyen vazgeçişlerle.

İnsan çoğu zaman doğruyu seçmez.
Yalnız kalmayacağı olanı seçer.

Çünkü insan yalnızlıktan korkar.
Yargılanmaktan korkar.
Sevilmemekten korkar.
Dışarıda kalmaktan korkar.

Ve korktukça susar.
Sustukça uzaklaşır.
Uzaklaştıkça kendine yabancılaşır.

Bir süre sonra insan kendi sesini tanıyamaz hale gelir.
Ne istediğini söylemek zorlaşır.
Ne hissettiğini anlamak daha da zorlaşır.
Ve en korkuncu, insan bunun farkına bile varmaz.

Çünkü insan her şeye alışır.
Yalana da alışır.
Eksikliğe de alışır.
Kendi yokluğuna bile alışır.

Bu kayboluş gürültüyle gelmez.
Bir çöküş sesi duyulmaz.
Sadece içerde bir şey yavaş yavaş susar.

Bir kar tanesi düşer.
Sonra bir tane daha.
Sonra bir tane daha.

İnsan fark etmez.
Ta ki altında kaldığı şeyin bir çığ olduğunu anlayana kadar.

O zaman her şey geç kalmış gibi gelir.

Etraf kalabalıktır ama insan yalnızdır.
Konuşur ama kendini duymaz.
Güler ama içinden gelmez.
Her yerde vardır ama hiçbir yere ait değildir.

En küçük karar bile ağır gelir.
İnsan kendi aklına güvenemez.
Bir onay arar.
Bir işaret arar.
Birinin “doğru” demesini bekler.

Çünkü kendi sesi artık yabancıdır.

Sonra bir gün insan kendini karanlık bir boşluğun içinde bulur.
Ne istediğini bilmez.
Ne hissettiğini bilmez.
Ne olduğunu bilmez.

Zihni sisle kaplanır.
Ve insan en çok o sisin içinde kaybolur.

Ama en karanlık anın içinde bile insanın içinden bir soru yükselir.
Sessiz ama rahatsız edici.
Basit ama kaçınılmaz.

Ben ne istiyorum?

Bu soruyu kendine dürüstçe sorabilen insan azdır.
Çünkü bu sorunun cevabı özgürlüktür.
Ve özgürlük yalnızlıktır.
Sorumluluktur.
Bedeldir.

Kendi yolunu seçen insan kalabalığı kaybeder.
Ama ilk defa kendini kazanır.

Karanlıkta yürümek zordur.
Kimse yol göstermez.
Kimse onaylamaz.
Kimse senin yerine karar vermez.

İnsan düşer.
Şüphe eder.
Korkar.
Geri dönmek ister.

Çoğu insan geri döner.

Ama yürümeye devam eden insan bir gerçeği fark eder:

Yol yoktur.
Yol, yürüyen insanın arkasında oluşur.

İnsan kendini başkalarının çizdiği yerde bulamaz.
İnsan kendini, kendi attığı adımların yükünü taşıyabildiği yerde bulur.

Ve belki de en ağır gerçek şudur:

İnsan bazen dünyada kaybolmaz.
İnsan bazen kendi içinde kaybolur.

Ve insanı bulabilecek tek kişi,
yine kendisidir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER