Tarih, yalnızca geçmişin hatırası değil; bugünün karanlığını aydınlatan bir meşaledir. Bu meşaleyi taşıyan isimlerden biri de Süleyman Askerî Bey’dir. O, çölde kaybolan bir subay değil; bir milletin iradesini imkânsızlıklar içinde diriltmeye çalışan bir aklın, bir ruhun temsilidir.
Bugün Ortadoğu’ya baktığımızda, haritaların cetvelle değil, kanla çizildiğini bir kez daha görüyoruz. Oysa bu coğrafya, bir zamanlar tek bir siyasi aklın, tek bir medeniyet tasavvurunun çatısı altındaydı: Osmanlı Devleti. Bu çatı çöktüğünde geriye yalnızca devletler değil, kimlikler de parçalandı. İşte Süleyman Askerî Bey’in mücadelesi, tam da bu çözülüşe karşı verilmiş son direnişlerden biriydi.
Basra’da, Irak çöllerinde İngiliz ilerleyişine karşı yürüttüğü mücadele, sadece askeri bir harekât değildi. O, yerel unsurları bir araya getirerek emperyalizme karşı bir bilinç inşa etmeye çalıştı. Bugün adına “asimetrik savaş”, “yerel direniş” dediğimiz kavramların çok ötesinde bir ruh taşıyordu. Çünkü onun mücadelesi, maaşla değil imanla yürüyordu.
Ancak bugün aynı coğrafyada, dış müdahalelerle şekillenen, iç çatışmalarla derinleşen bir kaos düzeni hâkim. Irak’tan Suriye’ye, Gazze’den İran’a kadar uzanan bu geniş coğrafyada, artık savaşlar yalnızca toprak için değil; kimlik, inanç ve gelecek için veriliyor. Fakat acı olan şu ki, bu mücadelelerin büyük kısmı yerli iradeden ziyade küresel güçlerin vekâlet savaşlarına dönüşmüş durumda.
Süleyman Askerî Bey’in en büyük farkı da burada yatıyor. O, dışarıdan yönlendirilen bir figür değil; içeriden doğan bir iradenin temsilcisiydi. Bugün ise Ortadoğu’da irade parçalanmış, liderlik dış etkilerin gölgesine hapsolmuştur. Coğrafya aynı, aktörler farklı; fakat acı değişmemiştir.
Onun intiharı dahi bir yenilgi değil, bir isyandı. Kendi ifadesiyle, “başarısızlığın bedelini kendisi ödeyen” bir komutanın trajedisiydi bu. Bugün ise başarısızlıkların bedelini halklar ödüyor; liderler değil.
Ortadoğu’nun bugünkü tablosu, aslında Süleyman Askerî Bey’in yarım kalan mücadelesinin bir yansımasıdır. Eğer o gün kurulamayan yerli ve bağımsız direniş hattı, bugün hâlâ eksikse; bunun sebebi sadece dış güçler değil, içerdeki dağınıklık ve ortak ideal eksikliğidir.
Türkiye açısından bakıldığında ise bu miras, sadece tarihî bir hatıra değil, stratejik bir sorumluluktur. Çünkü Anadolu, Ortadoğu’nun kaderinden bağımsız değildir. Dün Basra düşerse İstanbul sarsılıyordu; bugün de aynı gerçek farklı biçimlerde karşımızdadır.
Sonuç olarak; Süleyman Askerî Bey’i anlamak, sadece bir şahsiyeti anmak değildir. Onu anlamak, Ortadoğu’nun neden sürekli kanadığını, neden bir türlü istikrara kavuşamadığını kavramaktır. Ve belki de en önemlisi, bu coğrafyada yeniden bir irade, bir denge ve bir adalet inşa etmenin yolunu aramaktır.
Çünkü bazı insanlar ölmez; fikirleri coğrafyaya siner. Süleyman Askerî Bey de o isimlerden biridir. Ve bugün Ortadoğu’nun çöl rüzgârlarında hâlâ onun yarım kalan mücadelesinin izleri dolaşmaktadır.

YORUMLAR