İlişkilerde en sık düşülen tuzaklardan biri şudur: “Aradığım her özellik onda olsun.” Güçlü olsun ama yumuşak kalpli de olsun. Zeki olsun ama beni geçmesin. Özgür ruhlu olsun ama hep yanımda dursun. Geleneklerine bağlı olsun ama çağın gerisinde kalmasın. Liste uzar gider. Sonunda ortaya çıkan şey bir insan değil, bir vitrin mankenidir. Oysa insan, vitrin için değil hayat için vardır.
Gerçek şu: Bir insanda her şeyi aramak, kimseyi gerçekten sevmemekle eşdeğerdir. Çünkü her insan eksikleriyle, fazlalıklarıyla, çelişkileriyle bir bütündür. İnsanı insan yapan da tam olarak budur.
Düşün.
Bir usta vardır, eli altın gibidir ama duygularını kelimelere dökemez. Bir başkası konuşmasıyla büyüler ama zor zamanlarda kaçmayı seçer. Biri kriz anında kaya gibi durur ama romantizmden nasibini almamıştır. Diğeri sevgi doludur ama hayatın sert taraflarıyla yüzleşmekte zorlanır. Hangisi “ideal”? Cevap net: Hiçbiri tek başına değil, ama hepsi kendi içinde tamam.
İlişkiler, eksik parçaları karşı tarafta arama oyunu değildir. Bu bir çocukluk refleksidir. Olgun bakış açısı şunu söyler: “Ben kimim, neyi taşıyorum, neyi taşımıyorum?” Çünkü sen de bir bütünsün. Sen de bazı konularda güçlü, bazı konularda zayıfsın. Kendinde tolere ettiğin kusurları başkasında affedemiyorsan, mesele ilişki değil, beklenti sarhoşluğudur.
Eskiden insanlar bunu daha iyi bilirdi.
“İyi günde nasılsa kötü günde de odur” denirdi. Kimse karşısındakini baştan aşağı yeniden tasarlamaya kalkmazdı. Bugün ise ilişkiler bir proje gibi görülüyor: “Şurasını düzeltirsem olur, burasını törpülersem tamamlanır.” Hayır. İnsan marangoz tezgâhında yontulacak bir odun değildir.
Bir örnek daha verelim.
Bir adam düşün: sadık, çalışkan, ailesine sahip çıkan. Ama duygularını gösterme konusunda ketum. Modern beklenti ne diyor? “Duygusal zekâsı düşük.” Oysa belki de o adam sevgisini konuşarak değil, sorumluluk alarak gösteriyor.
Bir kadın düşün: bağımsız, güçlü, ayakları yere basıyor. Ama zaman zaman sert. Etiket ne? “Zor kadın.” Oysa belki de hayatta yumuşak olmanın bedelini çok ağır ödemiş.
İnsanlar etiketlenerek değil, anlaşılarak sevilir.
Şunu açıkça söylemek gerekir:
Her ihtiyacını tek bir kişiden bekleyen biri, aslında hayata karşı tembeldir. Dostluk başka bir yerden besler, tutku başka bir yerden, akıl başka bir yerden. Sağlıklı ilişkiler, bu gerçeği inkâr etmez; kabullenir.
Güçlü ilişkiler, “sen beni tamamla” diye kurulmaz.
“Ben buyum, sen de busun; birlikte nasıl daha sağlam dururuz?” diye kurulur.
Geleceğe dönük bakmak isteyen herkes şunu öğrenmek zorunda:
Mükemmel insan yoktur. Ama kendiyle barışık, eksikleriyle sorumluluk alan insan vardır. Ve işte o insanla kurulan ilişki, kusursuz olmasa da gerçek olur. Gerçek olan ise her zaman uzun ömürlüdür.
Son söz net ve eskilerin dediği gibi:
İnsanı parça parça değil, adam gibi bir bütün olarak sevmeyi öğrenmeden, hiçbir ilişki seni doyurmaz.

YORUMLAR