Bu konu çoğu zaman yüzeyde tartışılıyor: “Kadınlar çok şey istiyor” ya da “Bu bir çıkar meselesi.” Oysa biraz durup bakınca mesele ne yalnızca açgözlülük ne de tek taraflı bir ahlak sorunu. Daha derinde, modern ilişkilerin kırılgan zemini, güvensizlikler ve rol karmaşası yatıyor.
“Bir erkeğin maaşı çok yüksek olmalı” diyen kadın, aslında çoğu zaman parayı değil, paranın temsil ettiği şeyi talep ediyor: güvenlik, istikrar, kontrol duygusu. Çünkü günümüz dünyasında belirsizlik arttıkça insanlar somut dayanaklar arıyor. Duygular soyut, sözler uçucu, karakter ise zamanla sınanıyor. Ama maaş net. Rakamı var. Bordrosu var. Bankada duruyor. Yani tartışmaya kapalı bir veri.
Ancak eleştirel nokta tam da burada başlıyor. Güveni maaşla ölçmeye başlamak, ilişkideki en temel soruyu kaçırmak demek: Karşımdaki insan kim? Çünkü yüksek gelir, sorumluluk alabilmenin garantisi değil. Kriz anında ayakta kalabilmenin, sadakatin ya da duygusal olgunluğun teminatı hiç değil. Ama buna rağmen maaşın merkeze alınması, modern insanın sabırsızlığını gösteriyor. Kimse uzun uzun tanımak, sınamak, birlikte büyümek istemiyor. Hızlı sonuç, hızlı güven, hızlı konfor aranıyor.
Öte yandan şu soru da kaçınılmaz: Bu beklentiyi dile getiren kişi, ilişkide kendini nasıl konumlandırıyor? Yani “yüksek maaşlı erkek” talebi, karşısında neyle eşleşiyor? Duygusal emek mi, zihinsel destek mi, birlikte omuz omuza verilen bir hayat mücadelesi mi, yoksa yalnızca var olmak mı? Çünkü beklenti yükseldikçe, sorumluluk da yükselir. Standart koymak kolaydır; o standardın parçası olmak zordur.
Bir başka rahatsız edici gerçek de şu: Maaş fetişi, çoğu zaman geçmiş hayal kırıklıklarının makyajlanmış hâlidir. Güvenememiş, yarı yolda kalmış, yalnız bırakılmış insanlar, bir sonraki ilişkide “duyguya” değil “sigortaya” yatırım yapmak ister. Bu insani bir refleks olabilir ama sağlıklı bir temel değildir. Çünkü korku üzerine kurulan beklenti, sevgi üretmez; yalnızca kontrol üretir.
Sonuçta mesele kadınları suçlamak ya da erkekleri savunmak değil. Mesele, ilişkiyi iki insanın ortak yolculuğu olmaktan çıkarıp ekonomik bir yeterlilik testine indirgemek. Para elbette önemlidir; yok saymak saflık olur. Ama merkeze konduğunda, insanı arka plana iter. O noktada ilişki değil, sözleşme başlar.
Ve en sert gerçek şudur: Maaş yükseldikçe güvenin otomatik arttığına inanmak, modern çağın en pahalı yanılgılarından biridir. Çünkü insanı ayakta tutan şey rakamlar değil, kriz anında gösterdiği duruştur. Bunu da hiçbir bordro yazmaz.

YORUMLAR